Çalışan anne çocuk bakımı meselesini bir denge olarak tarif etmek bana hiç doğru gelmedi. Denge, iki tarafın eşit ağırlıkta olduğunu varsayıyor. Benim yaşadığım ise sürekli değişen bir ağırlık oyunuydu, bazen kariyer öne geçiyor, bazen annelik, bazen ikisi aynı anda çöküyor. Kızım sekiz aylıkken işe geri döndüm. Toplantılarda zihnimin hep evde olduğunu fark ediyordum. Akşam eve geldiğimde ise iş listemi düşünüyordum. Çalışan anne çocuk bakımı denklemi kimsenin söylemediği bir şeyi içeriyor: suçluluk duygusu hiçbir zaman tam gitmiyor, ama zamanla sesini kısıyor. En büyük dönüşüm çalışma düzenimi değiştirdiğimde oldu. Haftada iki gün uzaktan çalışma hakkı aldım. Bu iki günde kızımla sabah kahvaltısını bitirip onu bakıcıya bıraktıktan sonra evde çalışıyordum. Ofise gidip gelmek yerine kazandığım saati ona harcıyordum. Yine de çalışan anne çocuk bakımı konusunda kimseye 'şunu yap, işe yarar' diyemiyorum. Çünkü bu çok kişisel. Destek sistemi, iş yeri esnekliği, ekonomik durum, çocuğun mizacı, hepsi farklı. Benim için işe yarayan başkasını yorabilir. Şunu söyleyebilirim: mükemmel değil, yeterince iyi olmak da bir seçim. Her gece kızımla yatmadan önce on beş dakika kitap okuyoruz. O on beş dakika benim için her şeyi hizaya alıyor.