Açık öğretim mezunu deneyimimin iş hayatına yansımaları, diplomayı almadan önce hiç düşünmediğim türdendi. Okurken zaten çalışıyordum, yaşıyordum, öğreniyordum. Kağıdın geleceğimi bu kadar etkileyeceğini bilmiyordum. İlk ciddi yüzleşme, bir iş mülakatında oldu. Özgeçmişim elendi bile denmeden geçti, sonradan öğrendim ki "üniversite mezunu" kriterinde açık öğretim kabul edilmiyordu. Açık öğretim mezunu deneyimi yaşayan herkesin bildiği bu tür durumlar, kural dışı değildi. Bir diğer durumu ise bir iş yerinde yaşadım. Bir toplantıda, hiç beklemediğim bir anda, bir yönetici şakalar yapar gibi "siz açık öğretimliler" diye başlayan bir cümle kurdu. Odadaki herkes güldü. Ben de güldüm, ama içim yanmıştı. Açık öğretim mezunu deneyimi, savunma mekanizmaları geliştirmeyi de öğretti. Önyargıyla karşılaşacağımı bilince, iş görüşmelerinde daha fazla hazırlanmaya başladım. "Benden şüphe duyacaklar, kanıtlamam gerekecek" diye düşünmek hem güçlendirici hem yorucuydu. Ama zamanla fark ettim: Önyargıyla karşılaşmak her zaman değildi. Bazı işverenler gerçekten hiç önemsemedi, pratikte ne yapabildiğimi sordu, yaptığım işleri gördü, o kadar. Bu insanlar benim için değerliydi. Şimdi dönüp baktığımda açık öğretim mezunu olmak beni farklı mı kıldı? Evet. Hem zorladı hem de bir şeyler öğretti. Özellikle şunu: Diploma bir kapı açıyor, ama içeri girdikten sonra neyle doldurduğun başka bir hikaye.