Bir fotoğraf eleştirisi metni açıldığında sıkça şu tür ifadelerle karşılaşılır: "çalışma, ışığın epistemolojik boyutunu sorgulayarak görünürün sınırlarını test ediyor" ya da "öznenin bedenselliği ve mekânın fenomenolojik yoğunluğu arasındaki gerilim, izleyiciyi kendi algısına yabancılaştırıyor." Fotoğraf eleştiri terminolojisi meselesi, bu dilin ne kadar anlam taşıdığını ve neyi gizlediğini sormayı gerektiriyor. Bu dilin bir işlevi var: akademik ve sanat eleştirisi çevrelerinde ortak bir referans çerçevesi sunuyor. Belirli kavramlar, gaze, öznellik, temsil, görsel söylem, görsel kültür eleştirisinde gerçekten anlamlı tartışmalar mümkün kılıyor. Ama fotoğraf eleştiri terminolojisi sıkça bu işlevsel sınırın çok ötesine gidiyor. Sorun, dilin iletişim yerine kimlik işlevini üstlendiğinde ortaya çıkıyor. Karmaşık terminoloji, eleştiriyi anlayan birinin seçkin bir gruba ait olduğunu, anlamayanın ise bu grubun dışında kaldığını ima ediyor. Bu dinamik, fotoğraf eleştirisini bilgi üretmekten çok bir sınır çizme aracına dönüştürüyor. Fotoğraf eleştiri terminolojisinin işlevselliğini test etmek için basit bir soru sorulabilir: aynı fikri daha sade bir dille ifade etmek mümkün mü? Çoğunlukla mümkün. Basit dil tercih edilmediğinde sormak gerekiyor: bu tercih netliği artırıyor mu, yoksa netliği gizliyor mu? Bir başka sorun, jargonun fotoğrafı değil eleştirmeni öne çıkarmasıdır. Okuyucu metni okuduktan sonra fotoğraf hakkında ne hissediyor, ne anlıyor? Yanıt belirsizse, eleştirinin iletişim işlevini yerine getirip getirmediği sorgulanmalı. Fotoğraf eleştirisinin daha erişilebilir ve doğrudan dille de derinlikli olabileceğini savunmak, sanat eleştirisini küçümsemek değil. Aksine, iyi bir eleştirinin hem kavramsal derinlik hem de anlaşılırlık taşıyabileceğini iddia etmek.