Farkındalık pratiği, köklerini Budist meditasyon geleneğinden alıyor. Geçtiğimiz on yıllarda klinik psikolojiye taşındı, ardından kurumsal dünyaya girdi ve şimdi milyarlarca dolarlık bir sektörün merkezinde duruyor. Mindfulness endüstrisi eleştiri bu dönüşümün neler kaybettirdiğini sormak demek. Şirketler artık çalışanlarına farkındalık uygulaması aboneliği hediye ediyor, şirket içi meditasyon odaları kuruyor, nefes egzersizi koçları tutuyor. Yüzeyde güzel görünen bu tablo, yapısal bir sorunu örtüyor: Tükenmişliğin kaynağını değiştirmek yerine bireyin ona daha iyi adapte olması bekleniyor. Mindfulness endüstrisi eleştiri bu nedenle aslında bir ideoloji eleştirisi. "Stresi yönet" mesajı, strese yol açan koşulları meşrulaştırıyor. Aşırı iş yükü, öngörülemeyen çalışma saatleri, güvencesiz istihdam, bunların üzerine bir farkındalık seansı serpiştirmek çözüm değil, uzaklaştırıcı bir bant-aid. Üstelik endüstrinin sunduğu ürünlerin büyük çoğunluğu kanıt temelinden yoksun. Bazı uygulamalar klinik araştırmalardaki meditasyon protokollerini değil, dilediğince şekillendirdikleri bir "meditasyon deneyimini" satıyor. Kullanıcı bu farkı ayırt edemez; ancak plasebo etkisinden ibaret bir deneyim yaşar. Pratiğin özüne dönmek mümkün: Düzenli, kasıtlı nefes farkındalığı ya da beden taraması, ücretsiz ve öğrenebilir bir beceri. Bunu marka logosuna sarıp satmak için ne bir uygulama ne de bir retreat gerekiyor. Mindfulness endüstrisi eleştiri aslında şunu söylüyor: Farkındalık satsın, ama satarken özünü çarpıtmasın.