Biyolüminisans plankton diye bir şeyin var olduğunu bilmeden önce onu gördüm. Çocukken deniz kenarında gece yürüyüşü yapıyorduk. Dalgalar kıyıya çarpıyordu ve dalganın içinde, suya karışan yerlerde mavi yeşil ışık parlıyordu. Alevlenip sönüyordu. Fenomeni büyülendim. Annem "deniz yanıyor" dedi, bakanlar şaka yaptı sanıyor du. Ama ben biliyordum bu gerçekti ve büyüsüyle kavrandım. Yıllarca o geceyi aklımda taşıdım. Çok sonra ne gördüğümü öğrendim: Biyolüminisans plankton, yani ışık üreten minik canlılar. En yaygın olanı dinoflagellatlar adı verilen tek hücreli organizmalar. Mekanik uyarı aldıklarında, dalganın çarpması veya suyun hareketi gibi durumlarda kimyasal bir reaksiyon başlatıyorlar. Bu reaksiyon ışık üretiyor. Biyolüminisans plankton için bu ışığın amacı ne? Araştırınca birkaç hipotez öğrendim. Tehlikeye karşı uyarı sinyali olabilir. Onları yemek isteyen balıkların, parlayan canlıyı tüketerek kendilerini ifşa edeceği mantığıyla. Ya da sadece mekanik stres sonucu ortaya çıkan bir yan etki. Kesin cevap hâlâ tartışmalı. O çocukluk anından gelen merak beni biyoloji kitaplarına yöneltti. Işıldayan canlılar denizde planktonla sınırlı değil. Ateşböcekleri, bazı derin deniz balıkları, bazı mantar türleri, bazı mürekkepbalıkları. Işık üretme mekanizmaları farklılık gösterse de evrimsel bağımsız süreçlerle pek çok farklı canlıda bu yeteneğin geliştiği görülüyor. O geceyi hatırladığımda hâlâ aynı büyülenmeyi hissediyorum. Çocukluk merakı, yıllar sonra bir bilgiye dönüştü. Bazen en değerli öğrenme, cevap aramadan önce soruyu taşımakla başlıyor.