Selülit tedavisi söz konusu olunca piyasa hiç boş kalmıyor. Kafein içerikli kremler, vakum masajı, ısıtmalı sarma, titreşimli cihazlar... Bu ürün ve yöntemlerin yarattığı beklenti ile bilimsel kanıtlar arasındaki uçurum oldukça derin. Selülit tedavisini anlamak için önce selülitin ne olduğunu doğru tanımlamak gerekiyor. Selülit, deri altındaki yağ hücrelerinin bağ doku liflerini iterek derinin yüzeyini dalgalı görünüme sokmasıyla oluşuyor. Bu yapısal bir durum; derinin altındaki bağ doku mimarisiyle ilgili. Kadınlarda çok daha sık görülmesinin nedeni, erkeklere kıyasla farklı bağ doku düzenlenme biçimi. Bu tanım, selülit tedavisi konusundaki krem ve masaj iddialarını doğrudan etkiliyor. Kafein bazlı kremler geçici bir sıkılaşma hissi yaratabiliyor; bu etki, kafeinin damarları büzdürmesiyle kısa süreliğine görünür bir değişiklik sağlıyor. Ama bu geçici görsel değişiklik, alttaki bağ doku yapısını değiştirmiyor. Krem kullanımı kesildiğinde tablo aynı noktaya dönüyor. Selülit tedavisi için önerilen masaj yöntemleri de sorgulanmayı hak ediyor. Mekanik masajlar bölgesel kan akışını ve lenfatik drenajı geçici olarak artırabiliyor; bu durum kısa vadede görsel iyileşme yaratıyor. Ama bu etki birkaç gün ile birkaç hafta arasında kalıcı olmuyor. Daha kalıcı sonuçlar arayan araştırmalar var; cihaz bazlı bazı klinik yöntemler daha uzun süreli iyileşme raporluyor. Ancak bu sonuçlar da büyük bireysel farklılıklar gösteriyor ve maliyet-etkinlik tartışması hâlâ devam ediyor. Selülit tedavisi endüstrisi, psikolojik bir kaygıyı besleyerek büyüyor: Selülit tıbbi bir sorun değil. Kadın vücudunun çok yaygın bir özelliği olan bu görünümü "tedavi edilmesi gereken bir durum" olarak çerçevelemek, normali patolojikleştiriyor. Bu çerçeve sorgulanmadan ürün tüketimi meşrulaştırılamaz. Kişi kendi tercihi için bir şey denemek isteyebilir; ama bunu abartılmış klinik iddialar nedeniyle değil, bilinçli bir seçimle yapması daha sağlıklı bir tutum.