Tokyo'ya indiğim gün bavulumu almak için yaklaşık yirmi dakika beklediğimi ve bu süre boyunca bir tek insanın bile gürültü çıkarmadığını hatırlıyorum. O sessizlik beni ürküttü. "Herkes neden bu kadar sakin?" diye düşündüm. Japonya seyahat deneyimi hakkında onlarca video izlemiştim; "kibar insanlar, tertipli sokaklar, lezzetli yemek" diye not almıştım. Ama hiçbir video bana o sessizliğin içinde ne hissedeceğimi söylememişti. İlk gün Shinjuku'da kayboldum. Şehir haritası elimdeydi ama metro sistemi öyle karmaşıktı ki hangi çıkıştan çıkacağımı bilmiyordum. Bir bayan bana yaklaşıp Japonca bir şeyler söyledi, anlamadım, o da İngilizce bilmiyordu. Birkaç dakika jest ve mimikle konuştuk; beni doğru istasyona bizzat götürdü, sonra geri döndü. Tek kelime anlaşamamıştık ama o an içim doldu. Japonya seyahat deneyiminin bana bu kadar erken bir sahicilik dersi vereceğini tahmin etmemştim. İkinci günde bir ramen dükkânına girdim. Kapıda otomatik makine, düğmelere basarak sipariş veriyorsunuz; bilet çıkıyor, garsona uzatıyorsunuz. Ne garsonla konuşuyorsunuz ne de fiyat müzakeresi. Sistem o kadar oturtulmuş ki sosyal kaygım sıfıra düştü. Türkiye'de lokantaya girdiğimde fiyat listesine bakmadan önce garsona "ne önerirsinin" diye sormak nasıl doğal geliyorsa, burada da makineye basmak o kadar doğal geldi. Kendi kendime "bu ne tuhaf bir özgürlük" dedim. Fakat dördüncü gün gerçek sarsıntı yaşandı. Kyoto'da bir tapınakta oturmuş etrafı izliyordum. Yanıma bir yaşlı adam oturdu. Torbadan ufacık bir tatlı çıkarıp bana uzattı, almadım çünkü "yabancıdan bir şey alma" refleksim devreye girdi. Adam gülümseyerek tatlıyı kendi ağzına attı, kalktı gitti. Sonradan öğrendim ki bu "omiyage" kültürünün sıradan bir parçasıymış, karşılıksız paylaşım. Japonya seyahat deneyiminin en çok hangi anını pişman olarak hatırlarsın diye sorsanız: o tapınak tatlısı. Haftanın son günü Osaka'da bir mahalle pazarına girdim. Durakta oturan yaşlı bir kadın bana taze mandalina uzattı. Bu kez kabul ettim. Soydum, yedim. Tadı sıradan bir mandalinaydi. Ama o an Japonya'nın beklentilerimin ötesinde ne anlama geldiğini anladım: hız değil, dikkat. Kalabalık değil, huzur. Ve benim için en önemlisi, dışarıdan kurguladığım Japonya'nın asıl Japonya ile hiçbir ilgisi yoktu.