Tablo mahvetme deneyimini yaşayan her ressam bilir: O his eşsiz bir yıkımdır. Ben bunu üç aylık çalışmanın ardından yaşadım ve bir süre tuval başına geri dönemedim. Tablo mahvetme deneyimim şöyle gelişti: Çok katmanlı bir akrilik tablo üzerinde çalışıyordum, tamamlanmaya yaklaşmıştı. Son rötuşları yaparken rengini beğenmediğim bir alana yanlış tonu uyguladım. Düzeltmeye çalıştım, kötüleşti. Tekrar düzelttim, daha da kötüleşti. Boya katmanları birbirine girdi, yüzey bozuldu. O tuvale ne yaptıysam daha derin bir çukura düştüm. Son kez baktığımda tabloyu kaydettim. Ama o an kaydolmamıştı; hata üstüne hata birikiyordu. Fırçayı bıraktım, odadan çıktım, iki gün oraya bakmadım. Dönüp baktığımda tablo yine oradaydı. Bu sefer farklı gözle baktım: Hasar verilen alan gerçekten korkunç muydu? Hayır, düzeltilebilirdi. Ve o anlardan birinde tablo mahvetme deneyiminin bir öğretmeni olduğunu kavradım: Hatadan kaçmak mümkün değil. Her hatayı düzeltmeye çalışmak da gerekmez; bazen üstünden geçmek, bazen kesmek, bazen kabullenmek gerekir. O tabloyu sonunda bitirdim. Mahvettiğimi düşündüğüm alan en çok bakılan köşe oldu. Doku yanlışlıkla ilginçleşmişti. Tablo mahvetme deneyimi bana mükemmeliyetçilikle barışmayı öğretti.