Dosya geldiğinde 87 sayfalık bir mühendislik raporuydu. Teknik çeviri deneyimim neredeyse hiç yoktu ve teklifi kabul ettiğimde bunu tam anlamıyla hesaba katmamıştım. İlk sayfada sorun çıktı: "tensile strength", "yield point", "shear modulus." Türkçe karşılıklarını araştırdım. Bazıları standart sözlüklerde yoktu. Teknik çeviri deneyiminin bu kadar geniş bir alan bilgisi gerektireceğini bilmiyordum. İkinci günün akşamı 12 sayfa çevirebildim. Teslim tarihi 5 gün sonra. Matematikle hesapladım, günde yaklaşık 17 sayfa yapmalıydım. Bu imkânsızdı. O akşam müşteriyi aradım ve durumu anlattım. Onlar için bu rahatsız edici bir haberdi. Benim için ise ilk kez teknik çeviri deneyimimin sınırını kabul etmek anlamına geliyordu. Müzakere ettik. Teslimat süresini 10 güne uzattılar. Ben de alanında uzman bir mühendis arkadaşımla çalışmaya başladım. O terimleri açıklıyor, ben dilsel karşılığını kuruyordum. Ortaya çıkan metin hem teknik hem dil açısından tutarlıydı. Teknik çeviri deneyimim o projeden sonra tamamen değişti. Artık her teknik alan için terim sözlükleri oluşturuyorum. Mühendislik, tıp, hukuk, her biri için ayrı dosyalar. Ve her yeni projede o dosyalar büyüyor. Ama asıl öğrendiğim şu: Teknik çeviri deneyimi, sadece dil bilgisi değil, alana özgü bağlam bilgisidir. Ve bu bağlam bilgisini doğru kanallardan edinmek, en az dilin kendisi kadar kritiktir. O mühendislik raporu hâlâ arşivimde duruyor. Zaman zaman açıp bakıyorum. Her sayfada o ilk zorlu günlerin izi var. Ama aynı zamanda teknik çeviri deneyimimin temeli de orada başlıyor.