Köprülü Kanyon fosil konusunu hiç düşünmemiştim. Oraya rafting için gitmiştim, heyecan için, su için. Ama kanyon duvarları bana beklenmedik bir şey gösterdi. Antalya'dan sabah erkenden yola çıkmıştık. Rafting şirketi bizi karşıladı, ekipmanları giydik, botlara bindik. Rehberimiz kanyon hakkında bilgi verdi: suyun derinliği, köprüler, tehlikeli noktalar. Güneş yeni çıkmıştı, su soğuktu ve çoşkuluydu. İlk yarım saat tamamen su mücadelesiyle geçti. Kürek çek, sola çek, fren, bekle. Kafam tamamen raftingdeydi. Sonra sakin bir bölüme geldik. Rehberimiz küreği bıraktı, botumuz süzüldü. "Duvara bakın" dedi. Baktım. Köprülü Kanyon fosil izleri kanyon duvarının yüzündeydi. Deniz kabukları, spiral şekiller, taşlaşmış doku. Yüz milyonlarca yıllık deniz tabanı, şimdi dağların ortasında bir uçurum olmuştu. Rafting botunda oturmuş, zamanın içinden geçiyordum adeta. Bu an için hazırlıksızdım. Sadece ıslık çaldım. Rehberimiz güldü. "Herkes böyle yapar ilk gördüğünde" dedi. Köprülü Kanyon fosil tabakalarının orada olmasının sebebini anlattı kısaca: bu bölge milyonlarca yıl önce derin bir denizin tabanıydı. Sonra levhalar kaydı, zemin yükseldi, nehir kesti. Şimdi 100 metre derinliğindeki kanyon içinde rafting yapıyorsun. Geri kalan yolculukta suyun heyecanı yerini farklı bir duyguya bıraktı. Suya değil, duvarlara bakıyordum. Her metrede başka bir iz vardı. Bazı yerler düz, bazı yerler katmanlı. Rafting bittiğinde ekipmanları çıkarırken arkadaşım "nasıldı" diye sordu. "Beklediğimden çok daha büyük" dedim. Suyun heyecanını kastedmiyordum. O fosilleri, o duvarları, o zamanı kastediyordum.