Toplu konut şehir dokusu ilişkisi, Türkiye'deki kentleşme tartışmalarının en çok atlanılan boyutlarından biridir. Konut açığını kapatma hedefi önemlidir; ancak bu hedefin peşinden koşarken şehrin organik dokusunun ne ölçüde tahrip edildiği yeterince sorgulanmamaktadır. Toplu konut şehir dokusu üzerindeki olumsuz etkisi, her şeyden önce ölçek sorununda kendini göstermektedir. Geleneksel Türk mahalleleri insan ölçeğinde gelişmiştir: dar sokaklar, iki-üç katlı yapılar, avlular ve yarı kamusal geçişler bu dokuyu oluşturur. On beş katlı betonarme blokların bu dokuya eklemlenmesi, yalnızca görsel bir şok değil, toplumsal bağı da kesen yapısal bir kopuştur. Sitelerin kendi içine kapanması da ciddi bir soundur. Çevrili, güvenlikli ve dışa kapalı konut siteleri, cadde yaşamını ve zemin kat ticari alanlarını öldürmektedir. Bu durum, şehir merkezlerini daha az yürünebilir kılar; sosyal etkileşimi azaltır ve kamusal mekânı körelten tekdüze bir kentsel peyzaj yaratır. Alternatif modeller mevcuttur. Alçak yoğunluklu ama kompakt kentsel yapı, mahalle merkezleri etrafında örgütlenen karma kullanımlı alanlar ve sıkıştırılmış blok modeli, konut ihtiyacını karşılarken şehir dokusunu da kollamak için kullanılabilecek araçlardır. Toplu konutların sayıca artması değil, nitelik ve kentsel bağlam bakımından gelişmesi beklenmektedir.