Camus Yabancı roman inceleme yapıldığında ilk meseleye hemen girmek gerekiyor: Meursault'nun Annesi'nin ölümüne kayıtsız kalması ve güneşin etkisiyle bir Adam'ı öldürmesi, varoluşçu felsefenin sınırlarını mı test ediyor yoksa absürdizmi mi temsil ediyor? Camus bizzat bu ikisini ayırt etmeye özen gösterdi. Yabancı, ona göre varoluşçu değil absürdist bir anlatıydı. Fark önemli. Varoluşçuluk (Sartre'ın anladığı biçimiyle), anlamsız bir dünyada anlam inşa etme özgürlüğünü ve sorumluluğunu vurgular. Absürdizm ise bu anlam inşasını çözülmez bir çelişki olarak görür: İnsan anlam ister, evren anlam sunmaz. Yabancı bu absürd konumu en sade, en çıplak biçimde göstermek üzere kurgulanmıştır. Meursault'nun dili bu felsefenin taşıyıcısı. Camus Yabancı roman inceleme perspektifinden bakıldığında, Meursault'nun neredeyse tamamen duygu sıfatlarından arındırılmış anlatı dili dikkat çekiyor. "Annem bugün öldü. Ya da belki dün, bilmiyorum.", bu açılış cümlesi, romanın tüm tonunu tek bir vuruşta kuruyor. Duyarsızlık mı, bilişsel bir yabancılaşma mı, yoksa absürd tutumun tutarlı bir uzantısı mı? Bu sorunun cevabı romanın farklı yorumlarını üretiyor. Eleştirel bir bakış açısıyla değerlendirildiğinde bazı sorunlar var. Roman, kurbanı bir Arap olarak tanımlayıp isim bile vermez. Bu, hem dönem koşullarının bir ürünü hem de postkolonyal okumalar için ciddi bir sorun noktası. Romanın evrensellik iddiası, aynı zamanda hangi hayatların anlatılmayı hak ettiği sorusunu doğrudan yüzleşmiyor. Camus Yabancı roman inceleme bağlamında şunu da belirtmek gerekiyor: Absürdizm, edilgen bir nihilizm değil. Sisifos Efsanesi'yle birlikte okunduğunda Yabancı, anlamsızlığın kabulünü bir özgürlük olarak sunar. Meursault idam sehpasına giderken huzurlu. Ama bu huzurun bedeli, toplumsal düzen ve ahlaki normlarla tam bir kopuş. Metnin bugün hâlâ tartışılan bir klasik olması, hem felsefi yoğunluğuna hem de çözümsüz bıraktığı gerilimlerine işaret ediyor.