Vejetaryen beslenmeye geçiş deneyimim bir ideoloji kararıyla değil bir mide sorunuyla başladı. Kırmızı et yemek sonrası ağırlık hissim artmıştı, doktor tavsiyesiyle azalttım. Azaltınca çoğaltmak istemedim. İlk üç ay en zor dönem. Sosyal baskı beklenmedik yerlerden geldi. Aile yemeğinde "sadece bu kadar mı yiyeceksin?" sorusu. Arkadaş buluşmalarında "peki ne yiyeceksin" stresi. Birinin evinde konuk olduğumda nasıl söyleyeceğimi bilemedim. Öğrendiğim şey: erken söylemek hem seni hem karşını rahatlatıyor. Yıl boyunca birçok beslenme modeli denedim. Lakto-vejetaryen olarak başladım, yumurta ve süt ürünleri dahil. Sonra beşinci ayda peyniri kesmek istedim, kestim. Altıncı ayda geri ekledim. Besin mühendisliği yapmak yerine beden ne istiyor dinlemeye çalıştım. Vejetaryen beslenmeye geçiş deneyiminde protein meselesini fazla büyüttüm başta. Çevrem de büyüttü: "Protein nereden alacaksın?" Baklagiller, tofu, tahıllar, yumurta zaten yeterliymiş. Kan değerlerime baktım birinci yılın sonunda, demir biraz düşmüş ama vitamin B12 normal. Demir için yeşil yapraklıları artırdım. En büyük sürpriz mutfak merakı. Et pişirmek benim için hep tek boyutluydu: ızgara, tava. Sebze ve baklagiller çok daha fazla teknik istiyor. Basmati pirinciyle mücevher gibi bir pilav mı istiyorsun? Yıkama ve bekletme süreleri var. Mercimek çorbasında ne zaman sarımsak eklenir? Tadını tamamen değiştiriyor. Mutfakla ilişkim değişti. Vejetaryen beslenmeye geçiş deneyiminden aldığım en büyük ders şu: dönüşüm mükemmel olmak zorunda değil. Haftada bir balık yiyen birine "pescetaryen" demek gerekir, katı vejetaryen değil. Ama etiket önemli mi? Benim için değil. Önemli olan: bir yıl önce ne kadar et yiyordum, şu an ne kadar yiyorum. Fark büyük.