Beş yıl C yazdım. Malloc, free, pointer aritmetiği, bunlar benim için neredeyse otomatik refleks haline gelmişti. Sonra bir gün yeni projemiz Python ile yazılacak dendi ve içimde garip bir direnç hissettim. "Bu oyuncak dil mi?" diye düşündüm. C'den Python'a geçiş sürecinde ilk şaşkınlığım değişken tanımlamalarında oldu. Bir değişkene int demiyorum, unsigned long demiyorum, sadece x = 5 yazıyorum. Sonra o x'e "merhaba" atıyorum, Python ses çıkarmıyor. İlk başta bu bana tehlikeli geldi, sanki yanlış bir şey yapıyordum ama Python beni uyarmıyordu. Bellek yönetimi ise başlı başına bir kültür şokuydu. C'de her malloc'un yanında bir free vardır kafamda. Yoksa bellek sızıntısı, yoksa program bir gün çöker. Python'da garbage collector var, o hallediyor. Ama bunu kabullenmem epey zaman aldı. İlk haftalarda Python kodumu yazarken "bu nesneyi kim temizleyecek?" diye kendime soruyordum defalarca. C'den Python'a geçiş benim için sadece sözdizimi değişikliği değil, zihinsel model değişikliğiydi. Tip sistemi konusunda da ciddi bir alışma süreci geçirdim. Python'un dinamik tiplemesi başta özgürleştirici geldi, sonra korkutucu. Bir fonksiyon sayı da alabilir, string de, bu esneklik güzel ama hataları çalışma zamanına kadar göremiyorsun. C'de derleyici çarpar yüzüne; Python'da program akıp gider ta ki patlayana kadar. C'den Python'a geçiş bana şunu öğretti: Her dilin kendi felsefesi var. C sana güven vermez, sorumluluğu sana bırakır. Python sana güvenir, ama sen de dili anlamadan kullanırsan o güven seni mahvedebilir. Artık ikisini de yazabiliyorum ve hangi probleme hangisinin daha uygun olduğunu daha net görüyorum. O ilk şaşkınlık, sonunda bir bilgeliğe dönüştü.