Romantizm edebiyat akımı, 18. yüzyılın sonlarında Avrupa'da ortaya çıkan ve 19. yüzyıl boyunca güçlü bir etki bırakan edebi ve sanatsal harekettir. Adındaki "romantik" kelimesi bugünkü anlamda aşk ya da duygusallıkla özdeşleşmiş olsa da hareketin kökeni çok daha geniş bir isyanı simgeliyor. Romantizm edebiyat akımı, Aydınlanma döneminin akıl ve mantık ağırlıklı dünya görüşüne bir tepki olarak doğdu. Endüstri devrimiyle birlikte değişen ve mekanikleşen dünyada kaybedilen doğallığa, bireyselliğe ve duyguya duyulan özlem bu hareketin ruhunu oluşturuyor. Romantizm; duyguları, hayal gücünü, tarihi geçmişi ve doğayı ön plana çıkarırken bireysel ifadeyi akıldan üstün tuttu. Romantizm edebiyat akımının temel özellikleri arasında şunlar sayılabilir: doğanın yüceltilmesi (özellikle vahşi ve etkileyici doğa manzaraları), bireyin iç dünyasına yöneliş, geçmiş ve egzotik kültürlere ilgi, aşkın ve hüznün yoğun biçimde işlenmesi, halk kültürü ve efsanelerin edebiyata taşınması. Bu akımın öncü isimleri arasında Almanya'da Goethe ve Schiller, İngiltere'de Byron, Keats ve Shelley, Fransa'da Victor Hugo ve Stendhal sayılıyor. Her ülkede romantizm edebiyat akımı biraz farklı biçimler aldı; İngiliz romantizmi doğa şiirinde derinleşirken, Fransız romantizmi tiyatro ve romanda güçlendi. Türk edebiyatı bu akımdan hem doğrudan hem dolaylı beslenmiştir. Tanzimat dönemi yazarlarından Namık Kemal'in eserlerinde romantizm edebiyat akımının izleri görülüyor. Vatan sevgisi, duygu yoğunluğu ve bireysel özgürlük temaları bu dönem yazınına sinmiş durumda. Romantizm edebiyat akımının bugünkü edebiyata mirası oldukça büyük. Modern romanlardaki iç monolog, bireysel bakış açısı ve duygu odaklı anlatım biçimlerinin kökleri bu harekete uzanıyor. Romantizmin sevdiği konular, kayıp, özlem, doğayla uyum, anlamsızlık karşısında insan, hâlâ yazarların ve okurların ilgisini çekiyor.