Kreş ilk gün deneyimini hayal etmek ile yaşamak arasında dağlar kadar fark var. Çocuğumu ilk bıraktığım gün kapıda döndüm, ona baktım, gülümsemeye çalıştım. O ağlamaya başladı. Ben de kapıdan çıkar çıkmaz ağladım. İki buçuk yaşında bir çocuğun kollarını uzatması ve 'gitme' demesi, bu sahneyi kimse hazırlayamıyor. Kreş ilk gün deneyimi açısından öncesinde çok hazırlık yaptık. Kreşi birkaç kez ziyaret ettik. Öğretmeniyle önceden tanıştırdık. Kreş çantasına onun seçtiği bir oyuncak koyduk. Bunların hepsini danışmanlar önermişti ve gerçekten yardımcı oldu, ama o ilk günü sihirli biçimde kolaylaştırmadı. Birinci hafta her gün ağladı. İkinci hafta ağlamalar azaldı. Üçüncü hafta öğretmenine koştu. Ben hâlâ dışarıda bekliyordum ama artık ağlamıyordum, ya da daha az ağlıyordum. Kreş ilk gün deneyiminin ardından bu alışma süreci gerçekten haftalar sürüyor. Benim için en zor olan 'kapıdan çıkmak' aşamasıydı. Uzatmak, sarılmayı tekrarlamak, bir daha bakmak, bunların hepsi çocuğun ayrılığı daha zor yaşamasına neden oluyormuş. Öğretmenin 'hızlı vedalaşın, kesin gidin' tavsiyesi doğruymuş. Anlıyorum ama yapmak başka şey. Şimdi sabahları kreşe gidiyoruz ve o koşuyor içeri. Bazen 'tamam anne, git' diyor. Gurur mu duyuyorum? Evet. Ama içim sıkışıyor da biraz. Büyüme böyle bir şey sanırım, hem iyi hem de melankolik.