Konser backstage deneyimim planlanmamış gerçekleşti. Bir arkadaşım ses teknisyeniydi, o gece kalabalık kulağında ekibine ihtiyacı vardı. "Gel, yardım et, gör" dedi. Gittim. Giriş kapısından değil, yan kapıdan girdim. Güvenlikçi arkadaşımı tanıdı, içeriden kapı açıldı. Adım atar atmaz hissettim farkı: önünde kalabalık hayran, arkasında mekanik bir gürültü ve acele eden insanlar. Konser backstage deneyiminin ilk saati kablo taşıdım. Harfmantle kablolar, ağır mikrofon standları, sahne kenarına çantalar. Romantik bir yer değildi; dar koridor, dar merdiven, zeminde bant ve kablo döşemeleri. Artistler geldi. Sessiz ve konsantre. Biri tek başına oturmuş kulaklığıyla bir şeyler dinliyordu. Diğeri ses mühendisiyle kısa bir şeyler konuştu, gitti. Bunları izledim. Sahnede görkemli görünen insanlar, arkada gayet normal. Konser başladığında ben sahnenin kanat kısmında duruyordum. Sesi oradan duymak başka. Subwoofer göğsünü vuruyor, kalabalığın enerjisi sahne kenarına geliyor. Artisti izledim, ardından kalabalığı izledim. İki ayrı dünya, birbirini besleyen. Konser backstage deneyiminde gördüğüm en güzel şey konser bittikten sonra gerçekleşti. Işıklar açıldı, kalabalık dağıldı, ekip toplamaya başladı. Herkes yorgundu ama hafifti. Bir iş bitmişti. O gece müzik dinleme biçimim değişti. Artık sahnede ne kadar emek var, biliyorum.