Matbaa icat tarihi konusunda birden fazla kültürün öne çıktığını görürüz; ancak Avrupa'yı ve dolayısıyla dünya tarihini kökten dönüştüren buluş, Johannes Gutenberg'in 1440'lı yıllarda Mainz'de geliştirdiği hareketli metal harf baskı sistemidir. Aslında matbaa icat tarihi incelendiğinde Çin'e dek uzanılır. 11. yüzyılda Bi Sheng, pişmiş kilden hareketli harfleri icat etti. 13. yüzyılda Koreliler metal hareketli harfleri kullandı. Ancak Çin ve Kore yazı sistemlerindeki binlerce karakterin varlığı bu teknolojinin yaygınlaşmasını zorlaştırdı. Gutenberg'in 26 harflik Latin alfabesiyle uyumlu sistemi, çoğaltmayı son derece pratik ve ekonomik hale getirdi. Gutenberg'in baskı makinesinde üç temel yenilik bir araya geldi: dayanıklı kurşun-kalay-antimon alaşımından dökülen hareketli harfler, boya baskısına uygun yeni mürekkep formülü ve şarap preselerinden esinlenerek geliştirilen mekanik baskı düzeneği. 1455 civarında tamamlanan Gutenberg İncili, bu sistemin ilk büyük ürünüydü ve sayfalar arasındaki olağanüstü tekdüzelik zamanın insanlarını hayrete düşürdü. Matbaa icat tarihi açısından 1450'den sonra yaşanan yayılma hızı dikkat çekicidir. 1500 yılına kadar Avrupa'da 250'den fazla şehirde matbaa kurulmuş, tahminen 15-20 milyon kitap basılmıştı. El yazmasıyla çoğaltılan bir kitap için gereken aylarca süren emek, matbaayla birkaç güne indi; maliyet ise yüzde seksenden fazla düştü. Bu dönüşümün toplumsal sonuçları çok boyutlu oldu. Martin Luther'in 1517'de kilise kapısına çaktığı tezler, matbaa sayesinde haftalarca Avrupa'ya yayıldı; Protestan Reformasyon bu hız olmadan mümkün olamazdı. Bilimsel bilgi, artık manastır kütüphaneleriyle sınırlı kalmayıp tüccarlardan hekimlere, öğrencilerden aristokratlara uzanan geniş bir kesime ulaştı. Halk dillerinde yazılmış metinlerin çoğaltılması ulusal dillerin ve kimliklerin oluşmasını hızlandırdı. Bir başka kritik etki, hataların da çoğaltılmasıydı; bu durum metin eleştirisi ve yayın standartları gibi kavramların doğmasına zemin hazırladı. Matbaa icat tarihi, aynı zamanda telif hakkı, sansür ve yazar kimliği gibi kavramların da başlangıç noktasıdır.