Orman koruma yöntemleri denilince akla önce ağaç dikme kampanyaları geliyor. Fotoğraflar, rakamlar, "bu yıl bir milyon ağaç" başlıkları. Ama bu tablo, orman koruma meselesinin ne kadar yüzeysel çerçevelendiğini gösteriyor. Orman koruma yöntemlerinin en büyük açığı şu: koruma, mevcut ormanları ayakta tutmakla başlar; ağaç dikmekle değil. Olgunlaşmış bir orman ekosistemi, yüzlerce yıllık biyoçeşitlilik ve karbon depolama kapasitesi barındırır. Yeni dikilen fidan, bu kapasiteye onlarca yıl içinde bile yaklaşamaz. Tek tek bitkinin sayısını korumanın yetersizliği budur: orman denklemi tür çeşitliliği, toprak sağlığı, su döngüsü ve besin ağıyla birlikte çalışır. Bir diğer sorun: koruma alanlarının kâğıt üzerinde genişlemesi ile fiilî denetim kapasitesi arasındaki makas. Türkiye'deki orman yangını verileri, koruma statüsü verilmiş alanlarda da yangın riskinin devam ettiğini gösteriyor. Erken uyarı sistemleri, yeterli gözetleme ağı ve müdahale ekipleri olmadan koruma statüsü sembolik kalıyor. Orman koruma yöntemlerinde kullanım hakları meselesi de eksik tartışılıyor. Orman sınırlarında yaşayan toplulukların geçim biçimleri görmezden gelindiğinde yasadışı kesim ve tarım alanı açma baskıları devam ediyor. Katılımcı yönetim modelleri, yani yerel toplulukların orman yönetimine dahil edildiği modeller, salt yasakçı yaklaşımdan daha etkin sonuçlar verdiği görülüyor. Yangın sonrası müdahalelerde de orman koruma anlayışında bir sorun dikkat çekiyor: yanan alanlara hemen ağaç dikilmesi, yeniden doğal rejenerasyonun önünü kesebiliyor. Bazı ekosistemler yangın sonrası müdahalesiz bırakıldığında daha hızlı ve daha biyoçeşitli biçimde toparlanıyor. Buna rağmen görsel etki ve proje metrikleri için hemen fidanlık kurulma eğilimi baskın. Orman koruma yöntemlerinin gerçekten çalışması için kâğıt üstü koruma alanı yerine fiilî denetim; fidan sayısı yerine biyoçeşitlilik metrikleri; kampanya görünürlüğü yerine uzun vadeli izleme protokolleri ön plana geçmeli. Ormancılık politikası, meseleyi fotoğrafla değil veriyle ölçmek durumunda.