Siyaset felsefesinin en meşhur düşünce deneyleri arasında doğa durumu varsayımı, yani toplum ve devlet olmadan insanın nasıl yaşayacağı sorusu yer alıyor. Locke Hobbes Rousseau doğa durumu tartışması, salt tarihsel bir merak değil; meşru otorite, özgürlük ve eşitlik konusundaki bugünkü anlayışlarımızın da temelini oluşturuyor. Hobbes için doğa durumu, sistemin ekseni. Devletsiz toplumda insan doğası, sınırsız rekabet ve güvensizlik içinde "herkesin herkese karşı savaşı"nı doğuruyor. Yaşam kısa, vahşi ve zalim. Bu karamser çizgiden çıkış yolu, bireysel özgürlükleri güvenlik karşılığında bütünüyle egemen otoriteye devretmek. Sosyal sözleşme burada bir çıkış kapısı, ama fedakarlık büyük. Locke ise çok daha iyimser bir başlangıç noktasından hareket ediyor. Ona göre doğa durumu kaos değil, rasyonel bir denge. Bireyler doğal haklarını, yaşam, özgürlük ve mülkiyet, doğa yasası çerçevesinde tanıyorlar. Devletin meşruiyeti, bu hakları güvence altına almak şartına bağlı; güvence sağlanamazsa direnme hakkı doğuyor. Bu konum, modern liberal anayasacılığın felsefi arka planını oluşturuyor. Rousseau ise her ikisini de eleştiren farklı bir çizgi çiziyor. Doğa durumu, ona göre bozulmamış bir saflık barındırıyor; insan doğası temelde iyi. Ama mülkiyet ve eşitsizlik, toplumun kuruluşuyla birlikte bu saflığı bozdu. Meşhur cümlesi bu gerilimi özetliyor: insan özgür doğdu ama her yerde zincire vurulmuş. Locke Hobbes Rousseau doğa durumu karşılaştırması şunu ortaya koyuyor: üç düşünür de kurgusal bir başlangıç noktası kullanarak kendi siyaset anlayışlarını temellendiriyor. Hobbes'un mutlak egemenliği meşrulaştırması, Locke'un anayasal düzeni savunması ve Rousseau'nun doğrudan demokrasi ve genel iradeyi öne çıkarması, farklı siyasi projelerin ürünleri. Bu tartışmanın bugünü için kritik bir soru şu: doğa durumu varsayımı ampirik bir iddia mı, yoksa normatif bir araç mı? Modern siyaset felsefesi bu soruyu hâlâ yanıtlamaya çalışıyor. Rawls'un ardından John Stuart Mill'den haberdar olmayan birinin dahi bu üç klasik konum hakkında fikir yürütmesi, siyasi düşüncenin gücünü gösteriyor.