Çanakkale'de sabah altıda bisikletimin pedal direnç ayarlarını kontrol ederken aklımın bir köşesi hala inanmıyordu. Önümde dört günlük bisiklet turu vardı, arkamda ufak bir çanta, yanımda ise beni bu çılgınlığa ikna eden arkadaşım Mert. Bisiklet turunu planlamıştık ama plan her zaman kağıt üzerinde güzel görünür. Gerçek birinci günün ilk çıkışında ortaya çıkar. Çanakkale'den çıkışta hemen bir yokuş karşıladı bizi. İlk kez o kadar ağır pedal çevirdiğimi fark ettim. Mert zaten benden on metre önde, ben ise nefes nefese. Birinci gün Ezine'ye kadar yaklaşık 80 kilometre pedal çevirdik. Rüzgar karşıdaydı neredeyse tüm gün. Bunu anlatan kimsenin olmadığı bir gerçek: Karşı rüzgarda bisiklet turları bambaşka bir şeye dönüşüyor. Hız yarıya düşüyor, tükenme iki katına çıkıyor. Öğleden sonra saat dörtte Ezine'nin girişindeki bir çay bahçesinde durduğumuzda ellerim direksiyon üzerinden zor kalktı. O gece pansiyonda uyumadan önce bacaklarıma baktım. Kaslarım seğiriyordu, hafifçe. Normal, dedi Mert. "Adapte oluyor" dedi. Adapte olmak için zamanım var mı bilmiyorum, dedim içimden. İkinci gün Ayvacık üzerinden geçtik. Bu gün farklıydı; iniş çıkışlar vardı ama manzara her şeyi affettirdi. Ege'nin o derin mavisi, zeytinlikler, tenha köy yolları. Bisiklet turu sırasında bu tür anlara hazırlıklı değildim. Durdum, bisikleti kenara dayadım ve sadece baktım. Mert fark etti, o da durdu. Konuşmadık. Bazı şeyler kelimeye gelmiyor. Üçüncü gün Ayvalık'ta sabahı deniz kenarında geçirdik. Kasların tutulmasını beklemedim ama üçüncü günde daha iyi hissediyordum. Beden gerçekten alışıyor. Pedal çevirme ritmi bir refleks gibi yerleşiyor, düşünmeden yapıyorsun. Dördüncü gün İzmir'e girişi asla unutmam. Foça üzerinden kıyı yolundan gittik. Şehir yaklaşırken trafik arttı, gürültü arttı, bisiklet turu hissi yavaş yavaş eridi. Ama kordon boyuna ulaştığımda, bisikleti bir bankın yanına dayadığımda ve denize baktığımda, o dört günlük bisiklet turunun tüm ağırlığı omuzlarımdan düştü. Bişey daha anladım: Bisikletle gitmek, arabayla gitmekten tamamen farklı bir deneyim. Aradaki her şeyi hissediyorsunuz. Hava kokuyor, eğimler hissediliyor, yorgunluk gerçek. Bu gerçeklik bir bedel ama aynı zamanda bir armağan.