Sıfırdan girişimcilik deyince çoğu insan büyük bir başlangıç sermayesi ya da olağanüstü bir fikir hayal ediyor. Benim ne sermayem vardı ne de ilk başta çok özgün bir fikrim. Başladığım şey şuydu: bir beceri, bir problem ve bir müşteri. Beceri grafik tasarımdı. Problem küçük işletmelerin görsel ihtiyacıydı. Müşteri tanıdıklarımın çevresinden geldi. Sıfırdan girişimcilik sürecinin ilk üç ayı çok yavaş geçti. Tek müşteri, sonra iki, sonra üç. Fiyatları düşük tutuyordum çünkü güven yoktu henüz. Bu hata değil, piyasada yer bulmanın bir yoluydu. O ilk yılda ciroyu büyüten şey tek bir karar oldu: referans istemek. Her tamamlanan işin ardından "beni tanıdığınız birine önerir misiniz?" diye sormak. Kulağa küçük bir şey gibi geliyor ama bu soru benim için ağın büyüme motoruydu. Sıfırdan girişimcilik yolculuğunun en ağır yanı psikolojik belirsizliktir. Bir ay iyi gider, bir ay düşer. Bu dalgalanma başlangıçta sarsıcı. Zamanla bekleneni değil, dengeleyebileceğini öğrendim. Birinci yıl sonunda rakama baktım ve şaşırdım. Hesaba katmadığım büyüme gerçekleşmişti. Ama o rakamdan daha çok değer verdiğim şey şuydu: o yıl tamamen kendi kararlarımla ilerledim. Başarısı da hatasıyla bana aitti. Bu sahiplik duygusu, maaşta değil ancak kendi işinde bulunabiliyor.