Toprak solucanı ekolojisine ilgim, bahçemi düzeltmeye çalışırken başladı. Küçük bahçemde toprağı kazmaya başladım. İlk kazma darbesiyle birlikte birkaç solucan gün ışığına çıktı. Normalde umursamazdım. Ama o gün durdum ve baktım. Solucanların sayısı beklenmedik kadar fazlaydı. Ve toprak, solucan çok olan yerlerde belirgin biçimde daha gevşek ve koyu renkli görünüyordu. Bu rastlantı mıydı? Araştırmaya başladım. Toprak solucanı ekolojisi üzerine okuduklarım beni şaşırttı. Bir solucan, bir günde kendi vücut ağırlığının yarısı kadar toprak işliyor. Bu süreçte toprağı parçalıyor, havalandırıyor ve geçişlerinin ardında küçük tüneller bırakıyor, bu tüneller su geçişini kolaylaştırıyor. Dışkıları mineral bakımından zengin ve toprağa doğrudan karışıyor. Bahçemin solucan zengin köşesinde yetiştirdiğim domateslerin diğer köşelerden daha iyi büyüdüğünü fark ettim. Gübre kullanmamıştım, ama toprak solucanı ekolojisi doğal gübre işini görüyordu. Daha ilginç bir şey öğrendim: toprağa kimyasal atılması solucan nüfusunu hızla düşürüyor. Solucan azalınca toprak sıkışıyor, su tutma kapasitesi düşüyor. Yani solucan az olan bahçede daha çok sulama ve daha çok gübre gerekiyor. Döngüsel bir tuzak. Bahçe toprak solucanı ekolojisiyle benim ilişkim değişti. Artık solucan gördüğümde tohum bozguncusu görmüyorum, toprak mühendisi görüyorum. Küçük, pembe, neredeyse görünmez bir şey; ama onlar olmadan bahçe çalışmıyor.