Oyun içi reklam deneyimi üzerindeki etkisi, tartışmanın artık önüne geçemeyeceği bir büyüklüğe ulaştı. Oyunların içine entegre edilen markalar; spor stadyumlarındaki tabelalar, araç gıcırtısının yerini alan ürün sesi gibi biçimlerde başladı. Bugün ise bu entegrasyon, oynanış akışını durduran reklam araları ve ödüllü reklam izleme zorunluluklarına kadar genişledi. Oyun içi reklam deneyimi bozulduğunda sınır tartışmalı oluyor. Çevreyle uyumlu marka entegrasyonu, sürükleyici deneyimi kırmadan mümkün. Buna karşın akışı bölen, ödeme yapmayan oyuncuları zorunlu reklam izlemeye yönlendiren ve oyun dünyasının kurmacasını gerçek dünya ürün tanıtımlarıyla sahici olmayan biçimde karıştıran uygulamalar, bu sınırı aşıyor. Sınırı çizmek için nesnel ölçüt mümkün: Reklam entegrasyonu, oyuncunun rızası olmadan oynanış döngüsünü kesintiye uğratıyor mu? Reklamı atlamanın tek yolu ücret ödemek mi? Bu sorulara evet yanıtı veriliyorsa, oyun içi reklam deneyimi tasarım kararı olmaktan çıkıp gelir baskısının oyuncuya yansıtılmasına dönüşüyor. Tam fiyat ödenmişse, oyuncunun aynı zamanda reklam müşterisi yapılması savunulamaz.