Aktif dinleme deneyimim bir eğitim programında başladı. "Dinlemeyi zaten yapıyoruz" diye düşündüm programa girerken. Çıkarken utanarak anladım ki yapmıyordum. Eğitimde bir alıştırma vardı: Bir ortakla otur, o konuşsun, sen dinle, yorum yok, tavsiye yok, kendi deneyimini eklemek yok. Sadece dinle. Sonra ne anladığını özetle. Bu alıştırmayı yaparken fark ettim: Karşımdaki konuşurken ben, sonraki sözümü düşünüyordum. Ne söyleyeceğimi, nasıl bağlayacağımı, hangi deneyimimi paylaşacağımı. Yani dinlemiyordum, hazırlanıyordum. Aktif dinleme deneyiminin özü, bu farkı kapatmakla başlıyor. Konuşan bitmeden soru sormamak. "Devam et" demek, yargılamadan. Sözün altında ne var diye merak etmek. Bunu iş hayatımda uygulamaya başladım. Bir toplantıda, birisi bir sorun anlatırken, daha önce hemen çözüm önerirdim. Şimdi bekledim, sorduk: "Tam olarak ne oluyor?" Ve o duraksama, çok farklı bir yere götürdü konuşmayı. Aktif dinleme deneyiminin özel hayatımdaki etkisi daha büyük oldu. Bir yakınım zor bir dönemden geçiyordu. Eskiden ona ne yapması gerektiğini anlatırdım. Bu sefer dinledim. O, daha önce hiç söylemediği bir şeyi söyledi. Ben sadece dinlemiştim. Dinleme, pasif bir şey değil. Aksine çok aktif, hem dikkat, hem kontrol, hem de sabır gerektiriyor. Ve bu emek, ilişkilere çok şey katıyor.