Toplantıda söz alma fikri uzun süre kafamda kaldı. Bir şey söylemek isterdim, söylemezdim. Çünkü "ya yanlışsa", "ya anlamsız gelirse", "ya kimse umursamazsa" kaygıları üst üste biniyordu. Aylarca suskun kaldım toplantılarda. Katkım yokmuş gibi oturdum. Ama katkım vardı kafamda, sadece çıkamıyordu. Bir toplantı vardı, ekip bir konuda tartışıyordu. Ben farklı bir şey düşünüyordum. Kafamdaki düşünce net ve somuttu. El kaldırdım. Söz aldım. Konuştum. Titrekti sesim. Kısa tutmaya çalıştım. Bitince bir sessizlik oldu. Sonra biri "iyi nokta" dedi. Toplantıda söz alma deneyiminin o anda yarattığı his: rahatlama. Söylemesem daha mı rahat olurdum? Hayır. Söylediğimde hem söyledim hem duyuldum. O toplantıdan sonra alışkanlık değişmeye başladı. Her toplantıda bir şey söylemek zorunda değilim ama söylemek istediğimde artık o kadar uzun beklemiyor, elleri kaldırıyorum. Bazen söylediklerim kabul görmüyor, bazen zaten söylenmiş oluyor. Bunlar eskisi kadar yıkıcı gelmiyor artık. Çünkü toplantıda söz almak konuşma değil, var olma meselesi. O küçük el kaldırma jesti benim için bir şeyin başlangıcıydı. Görülmek istemek, bunun için risk almak, bu ikisi birlikte değişti o günden itibaren.