Kafka okuma deneyimim yirmi iki yaşında, bir yurt odasında başladı. Dönüşüm'ü eline aldım. İlk sayfayı okudum, ikinciye geçtim, bırakamadım. Kafka okuma deneyiminin ilk hissi şaşkınlıktı. Bu nasıl bir edebiyat? Böcek olan adam, kimse şaşırmıyor, hayat devam ediyor. Absürde tepki yoktu metinde. Tepkisizlik absürdün ta kendisiydi. O dönemde iş bulmaya çalışıyordum. Görüşmeler, formlar, beklentiler, sistem. Kafka okurken kendi hayatımla bağlantı kurdum. O bürokrasi, o saçmalık, o insanın çarkların arasında sıkışması. Dönüşüm bir fantezi değildi benim için, bir metafordu. Kafka okuma deneyimini zorlaştıran şey anlamlandırma güçlüğüydü. Ne demek istiyor? Tek bir cevap yok. Her okuyanda farklı bir şey uyandırıyor. Bu ilk başta sinir bozucuydu, sonra özgürleştirici oldu. Herkesin kendi Kafka'sı var. Yirmi iki yaşında Kafka okumak bana bir şey kazandırdı: saçmalığa tahammül. Hayatın her şeyin bir anlamı olduğunu vaat etmediğini görmek. Bazı durumlar mantığa sığmaz, bazı sistemler insanı değil kendini korur. Bunu metinden anlayınca gerçek hayatta daha az öfkelendim. Şimdi bazen gençlere Kafka'yı neden yirmi iki yaşında okumayı sevdiğimi anlatıyorum. Cevabı şu: o yaşta hâlâ sisteme gerçekten inanmak ile şüphelenmek arasında duruyorsun. Kafka seni şüphe tarafına iter. Ve bu iyi bir yer.