Detoks biyokimya eleştirisi, aslında tek bir soruya yanıt aranmasıyla başlıyor: vücuttan hangi toksini temizliyorsunuz, ve bunun hangi biyokimyasal kanıtı var? Bu sorunun yanıtını veren bir detoks ürünü ya da programı bulmak son derece güç; çünkü "toksin" kelimesi bu bağlamda neredeyse hiçbir zaman tanımlanmıyor. Biyokimyasal gerçekliğe bakıldığında, insan vücudu metabolik atıkları ve yabancı maddeleri işlemek için son derece karmaşık ve işlevsel sistemlere sahip: karaciğer, böbrekler, akciğerler ve bağışıklık sistemi bu görevleri sürekli olarak yerine getiriyor. Bu sistemler çalıştığı sürece, yani kişi ciddi bir organ yetmezliği yaşamadığı sürece, "biriken toksinleri temizlemek" için özel bir diyet, içecek ya da takviye gerekmez. Detoks biyokimya eleştirisi noktasında bir paradoks da dikkat çekiyor: pek çok detoks programı karaciğeri "dinlendirmeyi" önerir. Ama karaciğerin dinlenmesi diye bir fizyolojik kategori yok. Organ, metabolik yükü düşürüldüğünde kapasitesini depolayan bir yapıya sahip değil; sürekli metabolik aktivitede olan bir bez. "Karaciğer dinlendirmek" ifadesi biyokimyasal bir gerçeği değil, sezgisel olarak inandırıcı görünen bir mecazı aktarıyor. Bu eleştiri, sağlıklı beslenme alışkanlıklarını ya da belirli besinlerin tüketimini azaltmayı geçersiz kılmıyor. Şeker tüketimini azaltmak, işlenmiş gıdadan uzaklaşmak, sebze-meyve ağırlıklı beslenmek, bunlar desteklenebilir sağlık davranışları. Ama bu davranışların "toksin temizleme" çerçevesine sokulması, insanları gerçek mekanizmadan uzaklaştırıyor ve ürün pazarlamasına kapı açıyor. Detoks endüstrisi her yıl büyük bir pazar büyüklüğüne ulaşıyor. Bu pazarın biyokimyasal dayanaklarının ne kadar zayıf olduğu, hem tüketicilerin hem bilim iletişimcilerinin gündeminde daha fazla yer tutmalı.