Fotoğraf seçimi ve düzenleme konusundaki anlayışım, bir tatilden döndükten sonra tamamen değişti. On günlük yolculuktan 2.400 fotoğrafla döndüm. Bu rakamı gurla söylüyordum: "Çok çektim, çok var seçenek." Bilgisayara attım ve seçmeye başladım. Fotoğraf seçimi ve düzenleme sürecinin ilk günü: 2.400 fotoğrafı hızla taradım, bariz bokları sildim. 1.800 kaldı. İkinci gün: 1.200'e indirdim. Üçüncü gün: 800'de takıldım. Bunların hepsi "iyi" görünüyordu. Ama bu kadar çok seçenek, kararı zorlaştırıyordu. Bir hafta geçti. Fotoğraflar orada duruyordu, hiçbiri seçilmemiş. Bir gün bir arkadaşım, tek bir fotoğrafı bastırmak istediğini söyledi ve seçmekte zorlandığını belirtti. "Sana yardım edeyim" dedim. Onun 200 fotoğrafını beş dakikada on tanesine indirdim. Bu nasıl olmuştu? Fotoğraf seçimi ve düzenleme mantığını anladım o gün: başkasının fotoğraflarına baktığımda duygusal bağ yoktu, sadece fotoğrafı görüyordum. Kendi fotoğraflarıma baktığımda o anı yaşıyordum, teknik değil, anı değerlendiriyordum. Kendi 2.400 fotoğrafıma döndüm ve şunu denedim: "Bunu birisi bana göndermiş olsaydı ne düşünürdüm?" sorusunu sordum. Bu çerçeve değişikliği işe yaradı. Sonunda elimde 47 fotoğraf kaldı. 2.353 fotoğrafı sildim. O 47 arasında bir tane vardı, sabah erken köy meydanında yaşlı bir adam ve devrik taş sıra. Teknik olarak mükemmel değildi ama hikâye vardı içinde. Fotoğraf seçimi ve düzenleme dersim: az çekmeyi öğren. Düşünerek çekersen, düşünerek seçersin.