Her yılın başında aynı kitabı açıyorum. Sayfaları sararmaya yüz tutmuş, bazı satırların altı çizili, bazı kenar boşluklarında eski notlar var. Bu notlar bana ait ama zaman zaman kim yazdığını anlayamıyorum, o adam şimdi benden farklı biri gibiydi. Marcus Aurelius Kendime Düşünceler kitabını ilk okuduğumda yirmi beş yaşındaydım. Bir arkadaşım önermişti, "zor bir dönemden geçiyorsun, belki işine yarar" demişti. Kitap hakkında fazla bir beklentim yoktu. Ama ilk birkaç sayfada bir Roma imparatorunun kendi kendine yazdığı özel notları okurken içimde bir şey yerleşti. Marcus Aurelius Kendime Düşünceler, beni "seni kontrol eden şey nedir?" sorusuyla yüzleştiren bir metindi. Kitapta çok kez karşılaştığım bu fikir, dışarıdaki olaylar kontrolümüzde değil, onlara verdiğimiz tepki kontrolümüzde, soyut bir felsefi ilke olarak değil, pratikte uygulanabilir bir çerçeve olarak geldi bana. Yıllar içinde bu kitabı okurken farklı satırlar farklı zamanlarda farklı şeyler söyledi. Otuz yaşında okurken en çok öfkeyi anlatan pasajlar çarptı. Otuz beşinde ise ölümlülük üzerine yazılanlar. Aynı metin, farklı bir okuyucuya denk gelince farklı konuşuyor. Marcus Aurelius Kendime Düşünceler'i yılda bir okumak bir öz denetim ritüeli gibi de işliyor benim için. Kitaptaki iç sese baktığımda ve kendi o yılki iç sesime baktığımda karşılaştırma yapıyorum. Nerede ilerlemiş, nerede döngü içinde kalmışım? Bu yıl da okudum. Kenar boşluklarına yeni notlar ekledim. Birkaç yıl sonra o notları okuyacak birinin kim olduğunu merak ediyorum.