Trüf mantarı kullanımı hakkında her şeyi bildiğimi sanıyordum. Yemek videolarından, yazılardan. Ama eline aldığında ve kokladığında her şey değişiyor. Küçük bir parçaydı. Bir arkadaşım yurt dışından getirmişti, yöresel bir pazar yerinden aldığı küçük bir parça. Elime verdi. Kütücük, grimsi siyah, toprak kokan. Fiyatını söylediğinde kolu kadar değer olduğunu düşündüm. Mutfağa girdim. Trüf mantarı kullanımı için en sade yolu seçtim: makarna. Basit, kremamsız, nötr. Zeytinyağı, sarımsak, rendeleme aleti. Rendelemeye başladığımda koku yayıldı. Tarif etmek güç: orman, toprak, mantar, belki biraz fındık. Ama bunların hepsinin üstünde bir şey daha var, ismini koyamıyorum. Güçlü ve yavaş bir koku. Mutfak değişmişti. Tabaklara koydum, üstüne rendeli parçalar ekledim. İlk lokmayı aldım. Trüf mantarı kullanımının bana öğrettiği ilk şey bu oldu: tat kokuyla başlıyor. Ağzında yemeden önce koku algılıyorsun ve beyin hazırlanıyor. Tat yoğundu. Küçük miktarda ama baskın. Normalde makarnada aramadığım derinlik vardı. Arkadaşım karşımda oturmuş izliyordu. "Nasıl?" dedi. Ne diyeceğimi bilemedim. "Farklı" dedim. Bu kelime yetersiz kaldı ama doğruydu. O geceden beri trüf mantarı kullanımı aklımın bir köşesinde. Pahalı, ulaşmak kolay değil. Ama yılda bir kez olsa bile o deneyimi tekrar yaşamak istiyorum. Yemek yalnızca karnı doyurmak değil de dediniz ya, işte o gecede öğrendim bunu.