Yatırım fonu ilk deneyimim, finansal araçların fazla basitmiş gibi gösterilip aslında ne kadar çok bilgi gerektirdiğini anladığım bir öğrenme süreciydi. Başlarken kafamdaki soru şuydu: "Birikimimi büyüteyim ama riskli olmasın." Yatırım fonları bu iki isteği dengeler gibi görünüyordu. İlk işlemi yaptım. Sonra beklemeye başladım. İkinci gün değer düştü. Paniğe kapıldım. "Çıkarmalı mıyım?" dedim. Sabrettim. Dördüncü gün toparladı. Yatırım fonu ilk deneyiminin en öğretici yanı bu oldu: kısa vadeli dalgalanmalarla başa çıkma toleransı. Bende bu tolerans yoktu. Hesabı her gün kontrol etmek hem zaman kaybı hem psikolojik erozyon. Alma kararını verirken hangi fon sorusu beni uzun süre meşgul etti. Hisse ağırlıklı mı, karma mı, para piyasası mı? Her birinin risk ve getiri profili farklı. Bunu anlamamış girmiştim başta. Yatırım fonu ilk deneyiminin altı ayında şunları gördüm: enflasyonun altında kalan getiri beklentisi gerçekçi değil; fonlar arasında ciddi fark var; sabır değer; ve en önemlisi, kendi risk toleransını bilmeden yatırıma girmek tahminle oynamak. Altı ay sonunda küçük bir artı getiri vardı. Büyük değil ama pozitif. Daha değerlisi: artık ne yaptığımı biraz daha anlıyordum. Bu bilgi, getiriden daha değerliydi.