Sanat tanımı açık kavram tezi, Morris Weitz'in 1956 yılında yayımladığı 'The Role of Theory in Aesthetics' makalesiyle analitik estetik tartışmalarının gündemine girmiştir. Weitz, Wittgenstein'ın aile benzerliği (family resemblance) kavramını sanat felsefesine uyarlayarak sanatın gerekli ve yeterli koşullar aracılığıyla tanımlanamayacağını savunur. Sanat tanımı açık kavram argümanının çekirdeği şudur: 'sanat' terimi kapalı bir kavram gibi işlev görmez çünkü sanat pratiği sürekli olarak yeni biçimler, teknikler ve niyetler üretir. Herhangi bir tanım sunulduğunda bu tanımın dışında kalan ama sanat olarak kabul edilmesi gereken örnekler her zaman bulunur; tersine tanımı karşılayan ama sanat olmayan örnekler de üretilebilir. Bu kavramsal açıklık bir kusur değil, sanatın yaratıcı doğasının zorunlu sonucudur. Weitz'in sanat tanımı açık kavram tezine yönelik en güçlü itirazlar iki cepheden gelmiştir. George Dickie'nin kurumsal sanat teorisi, tanımın içerik yerine prosedürel bir temelde kurulabileceğini öne sürer: sanat dünyasının onayladığı şey sanattır. Bu yaklaşım Weitz'in reddini kabul eder ama tanım imkânından vazgeçmez. Maurice Mandelbaum ise aile benzerliği argümanının görünür özelliklere odaklandığını, dolayısıyla sanatı birleştiren ilişkisel-işlevsel özellikleri gözden kaçırdığını savunur. Sanat tanımı açık kavram tezinin güncel önemi, dijital sanat, yapay zeka üretimi ve kavramsal pratiklerin sahaya çıkmasıyla daha da belirginleşmiştir. Her yeni üretim modu 'bu sanat mıdır?' sorusunu yeniden gündeme taşır ve Weitz'in tezinin tarihsel öngörüsünü doğrular. Analitik estetik bu tartışmayı sürdürmekle birlikte pratik sanat dünyasının değerlendirme kararları pek çok zaman kuramsal uzlaşı olmaksızın verilmektedir.