O sabah çalışma arkadaşımın kapısına yürürken adımlarım ağırdı. Söylemem gereken şey ne söylersem söylesem ağır bir haberdi ve bunu kolaylaştırmanın yolu yoktu. Kötü haber iletme benim için o güne kadar hep karşı tarafın rolüydü. Haber verilenin yerinde durmuştum. O gün ilk kez veren tarafında duruyordum ve bu tarafın da ağırlığı vardı. Kötü haber iletme öncesinde hazırlandım. Ne söyleyeceğimi, nasıl söyleyeceğimi düşündüm. Çok dolaşık olmamak, gerçeği ertelemek yerine net olmak. Ama zihin planladıkça gerçek an geldi ve hepsi karıştı. O konuşmada en zor olan şu oldu: karşı tarafın yüzünü izlemek. Haberi duyduğunda değişen mimik, baskılanan tepki. O anlarda ne yapacağımı bilemedim, devam etmeli miyim, duraksayacak alan mı bırakmalıyım? Kötü haber iletme sonrasında uzun süre kendimi sorguladım. Daha iyi bir yol var mıydı? Daha yumuşak bir giriş? Farklı bir zamanlama? Bu soruları yanıtlamak mümkün değil, ama sormak gerekiyordu. Çok sonra o kişiyle konuştum. "O gün nasıldın?" dedim. Cevap şaşırttı: "Haberi almak zordu. Ama kim olduğunu bilerek aldım. Bu fark yarattı." Kötü haber iletmek zor ama kim ilettiği de önemli. Bu benim için öğretici bir cümle oldu.