Cumartesi sabahı onu kafeste garip bir pozisyonda buldum. Normalde her sabah kafes kapısı açılır açılmaz dışarı fırlardı. O sabah kımıldamadı. Hasta tavşan deneyimi yaşamak nasıl bir şeydir, hiç düşünmemiştim o güne kadar. Tavşanlar acılarını saklar. Bu onların doğasında var; zayıf görünmek yabanda tehlikeli olduğundan yüzlerce yıl boyunca bu içgüdü gelişmiş. Ama bu onlara bakanlar için çok zorlaştırıyor işi. Tavşanın ne zaman gerçekten hasta olduğunu anlamak için onu çok iyi tanımanız gerekiyor. O sabah içim sıkıştı. Ne yiyor ne içiyor. Peleti yanına koysam çeviriyor kafasını. Su kabını önüne götürsem ilgilenmiyor. Hasta tavşan deneyimi içinde ilk kez o kadar çaresiz hissettim ki telefonu eline alıp veteriner aramak dışında bir şey düşünemedim. Haftanın tatil günüydü. Tavşan kliniği bulamadım. Genel veteriner baktı ama tavşanlar onların uzmanlık alanı değildi. Beni başka bir yere yönlendirdi. Saat 11.00'de ikinci kliniğe gittik. Doktor muayene etti, strese bağlı sindirim sorunu olduğunu söyledi. Ev değişikliği ya da sesli bir olay olmuş mu diye sordu. Olmuştu. İki gün önce komşu tadilat yapmıştı, çok gürültülü geçmişti. Tavşan bundan etkilenmişti ve ben fark etmemiştim. O gün öğrendim ki hasta tavşan deneyimi geçirmek, aynı zamanda kendinizi sorgulamak demek. Onun için daha iyi bir ortam yaratabilir miydim? Daha erken fark edebilir miydim? Cevapları hep değildi ama artık çok daha dikkatli takip ediyorum onu. Küçük hayvanların sessizliği, büyük bir şeylerin habercisi olabilir.