Kitap ağlatan roman derken benim için birkaç aday var. Ama en derini, gece saat ikide bitirdiğim o kitaptı. Hâlâ adını söylemekte tereddüt ediyorum, çünkü o kitabın bana yaptığını herkese yapacağını düşünmüyorum. Bu tamamen kişisel bir şeydi. Romanı yaklaşık üç günde okudum. Her gün birkaç bölüm. Sonlara yaklaştıkça hızlandım. Son elli sayfada indiremedim kitabı. Saat on birdi, uyku basmıştı ama okumayı bırakmak istemedim. Kitap ağlatan roman anı tam bitmeden önce geldi. Bir paragraf, bir cümle. Gözlerim doldu. Devam ettim. Birkaç sayfa sonra tamamen kaplandım. Kitabı kapattım, yerine koydum, pencereye baktım. Neden ağladım? Hikâyedeki kayıp mıydı, yoksa o kayıp üzerinden kendi kayıplarımı mı hatırladım? Sanırım ikincisi. İyi bir roman okuyucuyu hikâyeye yerleştirdiğinde, orada yaşanan şeyler gerçek oluyor. Acı da, sevinç de. Kitap ağlatan roman deneyimi bana edebiyatın sınırlarını gösterdi. Kelimeler bir duyguyu bu kadar güçlü tetikleyebiliyorsa, yazar gerçekten büyük bir şey yapmış demektir. O geceyi bir yıl sonra hâlâ hatırlıyorum. Kitabın kapağına bakarken o son sayfaları düşünüyorum. Bazen kitaplar bizi terk etmiyor. Biz onları terk etmiyoruz.