İki Avrupalı düşünürün özgürlük kavramına yaklaşımı, 20. yüzyıl felsefesinin en verimli gerilimlerinden birini oluşturuyor. Nietzsche'nin üst insan ideali ile Sartre'ın varoluşçuluğu, yüzeyden bakıldığında benzer bir özgürlük söylemi paylaşıyor gibi görünse de köklü yöntem ve içerik farklılıkları taşıyor. Nietzsche üst insan Sartre varoluşçuluk karşılaştırmasına kavramsal zeminle başlamak gerekiyor. Nietzsche için üst insan, mevcut değerlerin ötesine geçerek yeni değerler yaratan bir tipoloji. Sürü ahlakının zincirlerini kıran ve yaşamı güç istemi üzerinden yeniden kuran bu figür, doğası gereği seçkin ve münzevi bir ideal. Sartre ise farklı bir açıdan ilerliyor: varoluş özden önce gelir, yani insan önce var olur, sonra kendini tanımlar. Bu tanımlama ise kaçınılmaz olarak ötekiyle ilişki içinde gerçekleşir. Birinci temel ayrım: değer kaynağı. Nietzsche için değer, güçlü bireyin yaratıcı eyleminden doğar; bir bakıma değer hiyerarşisi yeniden kurulur ama bu sefer güçlünün lehine. Sartre ise değer yaratımını bütün insanlara eşit biçimde atfeder; "kötü niyet" kavramı tam da bu özgürlükten kaçışı eleştirmek için geliştirilmiştir. İkinci temel ayrım: öteki meselesi. Sartre'ın "cehennem, başkalarıdır" sözü yanlış anlaşıldığı kadar tartışılmış bir alıntı. Ama varoluşçuluk için öteki, özgürlüğümü sınırlayan değil, tanımlayan bir unsur. Nietzsche'nin üst insanı ise ötekinden bağımsız, kendi değer dünyasını kuran yalnız bir yaratıcı olarak resmediliyor; bu tablo kimi yorumlara göre köklü bir bireycilik, kimi yorumlara göre ise bir elit projesine kapı aralıyor. Üçüncü ayrım: etik ve siyaset boyutu. Sartre'ın özgürlük anlayışı doğası gereği sorumluluk üretir; seçimlerim tüm insanlık adına bir model niteliği taşır. Nietzsche ise ahlak evrenselliğine kuşkuyla yaklaştığından bu tür bir sorumluluk zinciri onun sistemine girmiyor. Nietzsche üst insan Sartre varoluşçuluk tartışması, bugün de canlılığını koruyor. Özellikle öz-dönüşüm ve bireysel anlam arayışı söz konusu olduğunda bu iki çerçeve farklı sorular soruyor: Yeni değerler yaratabilecek güce sahip miyim, yoksa şu anki seçimlerimle kendimi nasıl inşa ediyorum? Bu soruların her ikisi de geçerli; ikisi arasındaki gerilim ise felsefi düşüncenin en üretken motorlarından biri olmayı sürdürüyor.