Sinema salonu alkış deneyimi beklenmedik bir andı. Filmi zaten merakla bekliyordum; ama salonun birlikte tepki vereceğini tahmin etmemiştim. Film ilerlerken salon içindeki enerji birikiyordu. Bu bir aksiyona ya da aşk hikayesine dair bir şey değildi; daha ağır, daha yavaş bir film. Ama karakterin son seçimi göründüğünde, o karar ekranda belirince önce tam bir sessizlik oldu. Nefes almayı unuttum gibi. Sonra birisi alkışlamaya başladı; arka sıradan. Birkaç el daha katıldı. Bir anda salon doldu sesle. Sinema salonu alkış deneyiminin o kırık saniyesini anlatmak güç; o an hem film bitmişti hem devam ediyordu. Yanımda tanımadığım bir kadın vardı, yüzüme baktım; gözleri doluydu. Ben de aynı haldeyim. Yabancılarla paylaşılan bu duygu tuhaf ve güzel. Filmin söylediği şey o anda sadece perdedeki değildi; salonun içindeydi. Sinema salonu alkış deneyimi bana filmle ne zaman güçlü bağ kurduğumu gösterdi: yapay olmamalı, kendiliğinden gelmeliydi. O günkü alkış o türdendi. Hiçkimse birbirini teşvik etmemişti; sadece olmuştu. Film bittikten sonra salondan geç çıktım. Işıklar yanarken insanlar birbirine bakıyordu, küçük gülümsemeler vardı. Bunu sinemada başka türlü yaşayamıyorsunuz; ekran karşısında tek başına değil, birlikte bakmak lazım. Sinema salonu deneyiminin bu boyutu en çok şeyi anlatıyor benim için.