Fairclough söylem modeli, eleştirel söylem analizinin en kapsamlı ve en yaygın kullanılan kuramsal çerçevelerinden birini oluşturmaktadır. Dilin toplumsal pratikleri hem yansıttığı hem de kurduğu varsayımından hareket eden bu model, metnin yüzeysel özelliklerini toplumsal güç ilişkileriyle bağlayan çok katmanlı bir analitik araç sunmaktadır. Fairclough söylem modelinin üç boyutu şöyle yapılandırılmıştır: Birinci boyut metin analizidir, kelime seçimi, dilbilgisi yapıları, metaforlar, sözdizimsel tercihler ve dönüşümlülük (transitivity) örüntüleri bu düzeyde incelenir. Bir eylemin aktif mi yoksa pasif yapıda mı kurulduğu; kimin özne, kimin nesne konumuna yerleştirildiği; hangi süreç tipinin seçildiği (maddesel, zihinsel, ilişkisel) metindeki ideolojik işaretleri taşır. İkinci boyut söylemsel pratik analizidir, metnin nasıl üretildiği, dağıtıldığı ve tüketildiğini kapsar. Metinlerarasılık (intertextuality) bu boyutun merkezindedir: Bir metin her zaman başka metinlere atıflar, yanıtlar ve dönüşümler içerir. Fairclough söylem modelinde söylemsel pratik, metnin hangi söylem türlerinden hangi sıklıkta beslendiğini ve bu söylemlerin nasıl yeniden bağlamlandırıldığını araştırır. Üçüncü boyut sosyal pratik analizidir, söylemsel pratiğin yerleştiği kurumsal ve toplumsal bağlamı inceler. Güç ilişkileri, ideoloji ve hegemonya bu düzeyin anahtar kavramlarıdır. Fairclough, söylem değişiminin (discourse change) toplumsal değişimle içiçe geçtiğini ve her iki sürecin de birbirini kurarken aynı zamanda birbirini yeniden ürettiğini savunmaktadır. Fairclough söylem modelini uygulamak, analitik bir prosedür izlemeyi gerektirir. Metin boyutundan başlayan okuma yüzey yapısal gözlemleri toplarken, söylemsel pratik boyutu üretim ve tüketim koşullarını araştırır; sosyal pratik boyutu ise hangi güç ilişkilerinin, kimliklerin ve toplumsal yapıların bu söylemin içinde var olduğunu sorgular. Eleştirel söylem analizine yönelik itirazlar da göz ardı edilemez. Foucault ve Laclau gibi düşünürlerin söylem kavramından ayrışan Fairclough'un yaklaşımı, söylem dışı gerçekliği tamamen dile indirgemediği için hem görelilik hem de aşırı dilselcilik suçlamalarından görece muaf kalır; ancak analist pozisyonunun metinsel yoruma yansıması ve hangi sosyal teorinin kullanıldığı sorusu, eleştirel söylem analizinin metodolojik tartışmalarında süregelen sorular olarak kalmaktadır.