Fotoğrafçılıkta kompozisyon kuralları benim için yıllarca kutsal metinler gibi çalıştı. Üçler kuralı, altın oran, baş boşluğu, çerçeve içinde çerçeve. Bunları ezberledim, uyguladım ve fotoğraflarım tutarlı ama bir türlü ilginç olmayı bıraktı. Bir gün çok yorgundum ve dikkat dağıldı. Otururken bir kare çektim, telefonu kaldırıp baktım. Özne tam ortadaydı. Üçler kuralı yoktu. Ama fotoğraf güzeldi. Sakin, dengeli, kendinden emin. Fotoğrafçılıkta kompozisyon kurallarının aslında ne olduğunu o gün yeniden düşündüm. Bunlar kurallar değil, araçlar. İşe yaradıklarında kullanırsınız. Kullanışlı olmadıklarında bırakırsınız. Sadece bir kural olduğu için uygulamak, fotoğrafı o kuralın sergileme aracına dönüştürüyor. O günden sonra daha özgür hissettim. Bir kare beğenip beğenmediğime karar verirken önce kurala bakma alışkanlığını bıraktım. Kareye baktım. Gözüm nereye gidiyor? Duygum ne? Hikaye var mı? Fotoğrafçılıkta kompozisyon duyguyu taşıyan bir araç. Üçler kuralı çoğu zaman işe yarıyor çünkü gözün doğal hareket yollarıyla uyumlu. Ama bazı sahnelerde simetri daha güçlü, bazılarında kaos daha doğru. Kuralları bilmek yararlı çünkü hangi kuralı kırdığınızı ve neden kırdığınızı anlarsınız. Körce kırmak farklı. Bilinçli kırmak farklı. İkincisi bir seçim, bir ifade. Birincisi sadece rastlantı. Şimdi kurallar konusunda daha esnek çalışıyorum. Ve fotoğrafların gerçekten beğendiğim kısmı genellikle o kuralların dışına çıktığım anlarda.