Yaşlı Adam ve Deniz inceleme açısından ele alındığında, bu romanın on sekiz ayda kaleme alınan ve Nobel ödülüne giden yolda belirleyici rol üstlenen kısa ama yoğun bir yapıt olduğu hatırlatmak gerekiyor. Ancak ödüllerin ötesinde eserin gerçek ağırlığı, dayanıklılık temasını işleyiş biçiminde yatıyor. Santiago'nun üç gün üç gece süren mücadelesi, sadece bir balıkçının marlin avı değil. Hemingway bu basit hikayeyi, insanın fiziksel ve ruhsal sınır deneyimine dair bir şiire dönüştürüyor. "Bir insan yenilebilir ama alt edilemez", romanın özeti olarak sıkça alıntılanan bu cümle, aynı zamanda dayanıklılık kavramının ahlaki boyutuna işaret ediyor. Yaşlı Adam ve Deniz inceleme sürecinde Hemingway'in yazı tekniğine bakmak da zorunlu. Buzdağı teorisi olarak bilinen yaklaşım burada doruk noktasına ulaşıyor: Roman, söylenmeyenlerle dolup taşıyor. Santiago'nun yalnızlığı, geçmiş başarıları ve çocukla ilişkisi, satır aralarına yerleştirilmiş ama asla doğrudan dile getirilmemiş. Okuyucu bu boşlukları kendi okuma deneyimiyle dolduruyor. Eleştirel bir bakış açısıyla romanın bazı zayıf noktalarını da görmek gerekiyor. İç monologların ağırlıklı yapısı, tempo açısından bazı okuyucular için ağırlaşabiliyor. Santiago'nun balıkla olan diyaloğu, gerçekçi bir kurgu kaygısından çok simgesel bir boyut taşıyor; bu düzey değişikliği romanın içinde her zaman pürüzsüz geçmiyor. Kültürel bağlam açısından değerlendirildiğinde Küba denizi ve balıkçı kültürü sadece dekor değil, anlatının dokusunu besleyen unsurlar. Ama bazı çağdaş okumalar bu bağlamın romanın daha derin temalarını gölgelediğini de ileri sürüyor; Hemingway'in Santiago'sunda eril kahramanlık anlatısının merkezde kaldığı eleştirisi bunlardan biri. Yaşlı Adam ve Deniz'in bugün hâlâ okunmasını meşrulaştıran şey, dayanıklılığı zafer olarak değil süreç olarak tanımlamasıdır. Santiago teknik olarak yenilir ama içi bütün kalır. Bu paradoks çağın ruhuyla örtüşmeye devam ediyor.