İkinci sınıfın ortasında rektörlüğe dilekçe verdim. Ailemi bir akşam yemeğinde topladım ve 'üniversiteyi bırakıyorum, dans kariyeri için okul bırakmak istiyorum' dedim. Masada sessizlik oldu. Annem 'nasıl geçineceksin' dedi. Babam hiçbir şey demedi, bu onun en ağır tepkisiydi. Dans kariyeri için okul bırakmak o dönemde bana doğru geliyordu. Lisans eğitimi alıyordum ama tüm enerjim stüdyodaydı. Sabah derslere giriyordum, öğleden sonra dans provalarına, akşam gösterilere. İkisini birlikte götüremezdim, biri mutlaka acı çekiyordu. Ve dans çekmeyi kabul etmiyordu. İlk yıl gerçekten zordu. Gelir yoktu, prova çoktu, hayal kırıklıkları bol. Dans kariyeri için okul bırakmak kararı doğru muydu diye sormadım kendime, sormamaya özen gösterdim, çünkü o sorunun cevabı beni geri çekerdi. Bunun yerine 'bir sonraki adım ne?' diye sordum hep. Üç yıl sonra ilk profesyonel sözleşmemi imzaladım. Küçük bir dans topluluğu ama gerçek bir maaş, gerçek bir sahne. Annemi götürdüm bir gösteriye. Bitince ağladı. 'Haklıymışsın' demedi, annem böyle şeyleri söylemez, ama sarıldığında anladım. Dans kariyeri için okul bırakmak kararının doğru olup olmadığını hâlâ kesin olarak söyleyemem. Ama şunu biliyorum: o kararı verdiğimde içimde bir şey netleşti ve o netlik beni taşıdı. Belki kariyer değil, o netlik en büyük kazanım oldu.