Avrupa'da deniz rüzgar enerjisi yatırımları, 2025 yılının ilk çeyreğinde açıklanan ruhsat ve inşaat kararlarıyla rekor seviyelere yaklaştı. Kuzey Denizi, Baltık ve Adriyatik'te toplam 18 gigawattın üzerinde yeni kapasite için onay süreçleri başlatıldı ya da tamamlandı. Deniz rüzgar enerjisi projelerinin bu ölçekte artmasının ardında birkaç önemli etken bulunuyor. Türbin teknolojisindeki gelişmeler, açık deniz koşullarındaki üretim verimliliğini son beş yılda yaklaşık yüzde otuz yükseltti. Buna paralel olarak inşaat ve montaj maliyetlerindeki düşüş, projelerin finansal fizibilitesini belirgin biçimde iyileştirdi. AB'nin yeşil dönüşüm çerçevesi de üye devletlerin yatırım güvencesi mekanizmaları aracılığıyla özel sektörün önündeki belirsizliği azaltıyor. Türkiye açısından deniz rüzgar enerjisi alanı henüz büyük ölçekli uygulamadan uzak. Karadeniz ve Ege kıyılarında rüzgar potansiyeli haritalamaları yıllardır gündemdeki yerini koruyor. Ancak deniz tabanı mülkiyet hakları, balıkçılık alanlarıyla çakışma ve çevresel etki değerlendirme süreçlerindeki karmaşıklık ilerlemeyi yavaşlatıyor. Sektör temsilcileri, Türkiye'nin deniz rüzgar enerjisi alanında uluslararası yarışta giderek geride kaldığına dikkat çekiyor. Avrupa'da uygulanan finansman modelleri ve ihale yapıları, Türk politika yapıcıları için referans alınabilecek tasarımlar sunuyor. Özellikle devlet garantili fiyat anlaşmaları yerine rekabetçi ihale sistemine geçiş, hem yatırımcı iştahını artırıyor hem de kamu bütçesine binen yükü sınırlıyor. Deniz rüzgar enerjisi projelerinin çevresel etkileri de araştırmaların odağında. Türbin platformlarının zaman içinde yapay resif işlevi görmesi ve bazı deniz türleri için habitat oluşturması, biyoçeşitlilik açısından sürpriz bir olumlu bulgu olarak tartışılıyor.