Pozitif düşünce eleştirisi, son yıllarda psikoloji literatürünün en çok tartışılan meselelerinden biri hâline geldi. Ancak bu tartışma hâlâ yeterince dürüst yapılmıyor. İyimserliğin faydaları gerçek. Araştırmalar, olumlu beklentilerin bağışıklık sistemini güçlendirdiğini, stres düzeyini düşürdüğünü ve kişisel hedeflere ulaşmada motivasyonu artırdığını gösteriyor. Buraya kadar sorun yok. Sorun, bu bulguların abartılarak evrensel bir çözüm reçetesine dönüştürülmesinde. Pozitif düşüncenin sınırlarını anlamak için önce şunu sormak gerekir: Kim için, hangi koşullarda işe yarıyor? Barbara Ehrenreich'in "Bright-Sided" adlı kitabında titizlikle belgelediği üzere, iyimserlik kültürü zaman zaman gerçeklikten kopuşun kibar adı hâline gelir. Kanser hastalarına "daha pozitif düşün" diyen, işten çıkarılan birine "bu bir fırsat" diyerek sistematik sorunları bireysel tutuma indirgeyen bir anlayış, hem yanlış hem de zararlıdır. Pozitif düşünce eleştirisi, kötümserliği savunmak değildir. Mesele şu: Gerçek sorunların üzerini iyimser bir söylemle örtmek, hem bireyin duygu deneyimini geçersiz kılar hem de çözüm üretmeyi engeller. Psikolojide "savunucu kötümserlik" denen bir kavram var. Bazı insanlar olumsuz senaryoları önceden düşünerek kaygılarını kontrol altında tutuyor ve bu strateji onlar için son derece işlevsel. Evrensel bir iyimserlik reçetesi bu kişilerin doğal stres yönetim mekanizmasını bozabilir. Bir diğer kritik sorun: pozitif düşüncenin sosyal adalet meselelerini nasıl gizlediği. "Her şey senin zihniyetinde" söylemi, yapısal eşitsizlikleri bireysel başarısızlığa dönüştüren bir anlatı üretir. Yoksulluğun, ayrımcılığın, sistemik engellerin üstüne "pozitif düşün" yazısı yapıştırmak, bu engellerin varlığını inkâr etmekle eşdeğerdir. Peki ne yapmak gerekir? Psikolojik esneklik kavramı burada daha gerçekçi bir çerçeve sunuyor. Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT) ekseninde gelişen bu yaklaşım, duyguları baskılamadan onlarla ilişki kurmayı, hem olumsuz hem olumlu duygu deneyimlerine yer açmayı öğretiyor. Pozitif düşünceyi bir zorunluluk değil, bir araç olarak konumlandırıyor. İyimserlik, bilinçli seçildiğinde güçlü bir kaynaktır. Ama zorunlu bir performansa dönüştüğünde, yani üzülmenin, kızmanın, hayal kırıklığı yaşamanın "başarısızlık" gibi algılandığı bir kültür oluştuğunda, tam tersine psikolojik sağlığı zedeler. Pozitif düşünce eleştirisi, nihayetinde bir davet: Daha dürüst, daha nüanslı, gerçeklikten kaçmayan bir psikoloji anlayışına.