Mentorluk deneyimim, başkasına yardım etmeye gittiğimde aslında ben değişeceğimi bilmeden başladı. Programa kaydolduğumda "ne verebilirim" diye düşünüyordum. Bir genç, kariyer yolunda yardım arıyor; ben tecrübeliyim, anlatırım, yönlendiririm. Mentorluk deneyimini bu sade eşitlikle hayal etmiştim. Menteem on yedi yaşındaydı. İlk buluşmada sessizdi. Sorulara kısa cevaplar verdi. Ben konuşmaya devam ettim. Mentorluk deneyiminin ilk dersini o gün almadım, iki hafta sonra aldım, o konuşmaların çoğunun ona dokunmadığını fark ettiğimde. Stratejiyi değiştirdim. Az konuştum, çok dinledim. "Sen ne istiyorsun" diye sordum. Uzun süre bekledi. Sonra anlattı. Gerçekten anlattı. Mentorluk deneyiminde dinlemek konuşmaktan çok daha güçlü bir araçmış. Aylarca devam ettik. Bazen haftada bir, bazen iki haftada bir. Kimi görüşmeler kısaydı, kimi uzun. Mentorluk deneyimi tutarlılık üzerine kurulu, o tutarlılık güven yaratıyor. Onuncu ayda menteem bir proje başlattı. Kendi fikri, kendi girişimi. Bana danıştı ama kararı kendisi verdi. Mentorluk deneyiminin o anında içim buruk bir şekilde doldu, artık bana ihtiyacı azalıyordu ve bu tam da doğru olandı. Bir yıl sonra bir etkinlikte karşılaştık. Büyümüştü. Sadece fiziksel değil, taşınma biçiminde, konuşma biçiminde. Mentorluk deneyimimin en güzel anı oydu. Bana şunu söyledi: "Sen bana ne yapacağımı söylemediğin için çok daha fazla şey öğrendim." Mentorluk deneyiminin özü bu cümleye sığıyor.