En etkileyici roman sorusunu kendime sormak, aslında okuma geçmişime bir muhasebe yapmak gibi. Yıllar içinde okuduğum kitaplar var, bazıları iz bırakmış, bazıları beyinde hiç duraksamamış. Ama "beni en çok götüren" kitap sorusu başka bir şey istiyor. En etkileyici roman deneyimi benim için bir dış gerçeklikten kopuş anıydı. Kitap okurken telefon çaldı; cevaplamak için bir süre lazım oldu nerede olduğumu bulmak. Bu kaybolmuşluk hissi, karakterin içinde yaşamak demek. Bu deneyim Ursula Le Guin'in bir kitabıyla oldu. Yerinden Edilmiş anlatısında kurgusal bir toplumun gündelik hayatı anlatılıyor; ama bu toplumun iç mantığı bizimkinden o kadar tutarlı bir şekilde farklı ki beynim gerçek referansları kaybetti bir noktada. Kitabı bıraktığımda gerçekliğe dönüş birkaç dakika sürdü. En etkileyici roman ne yapıyor? Bence başka bir hayatı içeriden yaşatıyor; seyirci olarak değil, orada olarak. Bu fark çok büyük. İzlemek güzeldir; olmak farklıdır. Kitapları bu perspektiften seçmeye başladım zamanla. "Beni götürür mü?" sorusunu soruyorum artık ilk sayfalarda. Cevap gelirse devam ediyorum; gelmezse bırakıyorum. Okuma zamanı kıymetli, sadece götüren kitaplara harcıyorum. En etkileyici roman değişiyor zaman içinde. Beş yıl sonra hangi kitabın beni en çok götürdüğünü sorsanız farklı bir isim söyleyeceğim büyük ihtimalle. Bu değişim okuyucunun büyümesidir; güzel bir süreç.