Osmanlı minyatür perspektif anlayışı, Avrupa Rönesans lineer perspektifinin yokluğunu bir yetersizlik değil farklı bir görme rejiminin ürünü olarak konumlandırır. Osmanlı resim geleneğinde uzam tek kaçış noktasına yönelen bakış ekseniyle değil, çoklu bakış noktalarının ve katlı mekân planlarının yatay yüzeyde eş zamanlı sunumuyla kurulur. Osmanlı minyatür perspektif kurgusunun temel stratejisi çok bakış açılı uzam (multi-viewpoint space) olarak adlandırılabilir. Mimari unsurlar, saray kapıları, köşkler, avlular, zaman zaman içeriden zaman zaman dışarıdan aynı anda gösterilir; figürler farklı mekânsal katmanlardan eş zamanlı temsil edilir. Bu kurgu anlatısal aynı zamanlılığı görsel eş zamanlılığa çevirir: tek karenin alanında zamansal ve mekânsal çoğulluk sahneye konulur. Renk ve yüzey ilişkileri de Osmanlı minyatür perspektif anlayışını biçimlendiren temel araçlardır. Renk tonal karartma aracı olarak değil, simgesel ve hiyerarşik anlam taşıyıcısı olarak kullanılır; altın zemin ve parlak tonlar kutsal ya da soylu figürleri çevreler. Çizgisel müdahale (hatai motifi, rumî) yüzey planını dinamik ve ritmik kılarken Avrupa resmindeki atmosferik perspektif etkisine hiçbir şekilde başvurulmaz. Nakkaşhanelerin İran minyatür geleneği ve Timurid ile Safevid atölyelerinden etkilendiği bilinmekle birlikte Osmanlı minyatür perspektif çözümleri özellikle tarih yazımı geleneğiyle kaynaşarak kendine özgü bir anlatı minyatürü türü üretmiştir. Arifi'nin Süleymânname'si ve Nakkaş Osman'ın Hünernâme'si bu kurgunun doruk noktaları olarak görülür: şehir kuşatmaları, alay sahneleri ve saray törenleri farklı mekânsal boyutların tek yüzey üzerinde yönetimini gerektiren karmaşık sahne düzenlemeleridir.