Sinema bilet bulamama hikayemi biraz utanarak paylaşıyorum çünkü sebebi tembelliktim. Film o hafta sonu çok konuşuluyordu; biletin çabuk tükeneceğini söylüyorlardı. Ben "Gidince alırım" dedim. Sinema girişine geldiğimde kuyruğun büyüklüğünü görünce içim düştü. Sıra yavaş ilerliyordu, benim öngördüğüm seansa on beş dakika kalmıştı. Kasaya yaklaştığımda kasiyer "O seans dolu" dedi. Sonraki seans da doluymuş. Ertesi gün de durumu fark ettim; tüm iyi koltuklar gitmiş. Sinema bilet bulamama anı garip bir his bıraktı. Hem kendi kabahatim hem de o film etrafındaki sosyal kalabalığın bir parçası olamamanın hafif bir dışarıda kalma duygusu. O hafta herkes izlemişti, ben izleyemedim. İki hafta sonra seyrektik, bilet aldım rahatça. Filmi izledim; güzeldi. Ama ilk hafta sonu izleyenlerle paylaştığım o ortak heyecandan mahrum kaldığımı hissettim. Film aynı filmdi, deneyim farklıydı. Sinema bilet bulamama olayından çıkardığım pratik ders: merak ettiğim filmleri ilk hafta sonu izlemek istiyorsam önceden bilet almam gerekiyor. Bu çok basit ama yaşayınca yerleşiyor. Daha derin bir ders ise şu: bazı kültürel anlar vardır, zamanlıdır. Herkesin aynı anda konuştuğu o film, o kitap, o müzik; ortak bir an oluşturur. Ben o filmde o anı kaçırdım. Kaçırılmış bir an geri gelmiyor; ama bir dahaki sefere hatırlıyorum.