Süpermarket raflarında, kozmeti ürünlerde ve gıda takviyesi reklamlarında sürekli karşılaşılan bir terim var: antioksidan. "Antioksidan açısından zengin", "güçlü antioksidan formül", "hücreleri serbest radikallerden korur", bu ifadeler alıcının ilgisini çekmek için tasarlanmış, ama büyük bölümü biyokimyasal içerikten yoksun pazarlama metni. Antioksidan kavramı yanlış kullanım tartışması, bir kimya teriminin ne kadar sistemli biçimde içi boşaltılabileceğini gösteriyor. Antioksidan, kimyasal bir kategoridir: oksidasyonu yavaşlatan ya da önleyen maddeler. Serbest radikaller ise hücresel süreçlerde üretilen reaktif moleküllerdir ve gerçekten bazı hücresel hasarlara yol açabilirler. Bu temel biyokimya gerçektir. Ama "antioksidan alımını artırın, serbest radikallerle savaşın" çerçevesi bu gerçeği nasıl uygulamaya döküyor? Antioksidan kavramı yanlış kullanım sorununun ilk katmanı, biyoyararlanım meselesidir. Bir gıdada yüksek miktarda antioksidan bulunması, o maddelerin sindirim sistemi tarafından kana geçeceği, oradan hedef doku ve hücrelere ulaşacağı anlamına gelmez. In vitro çalışmalarda, yani hücre kültürü ya da test tüpü ortamında, güçlü antioksidan etki gösteren bileşikler, canlı organizmanın karmaşık metabolik ortamında çok farklı davranabilir. İkinci katman, doz ve bağlam meselesidir. Serbest radikaller yalnızca zararlı değildir; bağışıklık sisteminin patojen öldürme sürecinde, hücresel sinyal iletiminde ve çeşitli fizyolojik süreçlerde işlevsel rol oynarlar. Antioksidan takviyelerinin bu denge üzerindeki etkisi karmaşıktır ve bazı bağlamlarda ters etki üretebileceğini gösteren araştırmalar mevcuttur. Üçüncü katman, ölçüm yöntemidir. Gıdalardaki antioksidan kapasitesini ölçmek için kullanılan ORAC gibi metodlar, in vitro koşulları yansıtır ve insan sağlığıyla doğrudan ilişkilendirilemez. Ama bu ölçütler pazarlama materyallerinde sanki klinik bir sağlık iddiasıymış gibi sunulur. Antioksidan içeren gıdaları tüketmek zararlı değil; genel olarak dengeli bir beslenmenin parçasıdır. Ama antioksidan kavramının bu denli süslü ve spesifik iddialarla çerçevelenmesi, tüketicinin gerçekten neyi satın aldığını anlamasını engelliyor.