Bauhaus tasarım okulu, 1919 yılında Almanya'nın Weimar kentinde mimar Walter Gropius tarafından kurulduğunda yalnızca yeni bir eğitim kurumunun değil, tamamen farklı bir tasarım düşüncesinin de kapısını araladı. Kuruluşundan bu yana bir yüzyılı aşan süre geçmesine karşın Bauhaus tasarım okulu'nun ilkeleri, çağdaş endüstriyel tasarım, grafik tasarım ve mimarlık üzerindeki belirleyici etkisini korumaya devam ediyor. Bauhaus tasarım okulu'nun temel tezi, sanat ile zanaat arasındaki yapay sınırı ortadan kaldırmaktı. Gropius, sanatçıların pratik üretim becerilerini öğrenmesi, zanaatkârların ise formel sanat eğitimi alması gerektiğini savunuyordu. Bu bütünleşik yaklaşım, hem ince hem uygulamalı sanatlarda aynı anda uzmanlaşan öğrenciler yetiştirdi. Bauhaus tasarım okulu programının özünde formun işlevi izlemesi gerektiği ilkesi yatıyordu. Süsleme, gereksiz ve artık bir unsur olarak değil; tasarımın sorgulanması gereken bir alışkanlığı olarak ele alındı. Bu yaklaşım, o döneme kadar egemen olan tarihi stil taklidine dayalı dekoratif tasarım anlayışıyla köklü bir kopuşu simgeliyordu. Endüstri ile doğrudan işbirliği, Bauhaus tasarım okulu'nu önceki sanat okullarından ayıran kilit unsurlardan biriydi. Öğrenciler gerçek üretim süreçleriyle tanışarak tasarımlarının nasıl seri üretileceğini kavrıyordu. Bu pratik odak, Bauhaus mezunlarını endüstriyel tasarım alanında son derece değerli kıldı. Okul 1933'te siyasi baskı sonucu kapandı; ancak Bauhaus tasarım okulu'nun etkisi yayılmaya devam etti. Pek çok mezun ABD başta olmak üzere farklı ülkelere göç ederek Bauhaus ilkelerini yeni topraklara taşıdı. Chicago'daki New Bauhaus ve Ulm Tasarım Okulu, bu fikrin kurumsal devamları oldu. Bauhaus tasarım okulu'nun mirası bugün mimari, mobilya, tipografi ve grafik tasarımın temel eğitim programlarında canlı biçimde yaşıyor. Tasarımı salt estetikten öte, insan ihtiyaçlarına yanıt veren işlevsel bir etkinlik olarak konumlandırma yaklaşımı, bu okulun kalıcı armağanı.